İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 735 / 765
735

ehl-i vukûf raporunda: “ Evet, Said Nursî’de bir enerji vardır, fakat bu enerjisini, tarîkat veya bir cem'iyet kurmakta sarfetmemiş, Kur'ân hakikatlerini beyân ve dine hizmete sarfettiği kanâatine varılmıştır. ” denilmektedir.

Din aleyhindeki eski hükûmetlerin vekillerinden birisi: ( Antidemokratik kanunların Millet Meclisi’nde müzâkeresi esnâsında ) “ Bediüzzaman Said-i Nursî’nin dinî fa'âliyetine, yirmibeş seneden beri mâni olamıyoruz. ” demiştir.

Biz de deriz ki: Evet, Said Nursî Hazretleri; emsâli görülmemiş dinamik ve enerjik bir Zât’tır. Bediüzzaman’ın hàrika bir insan olduğunu, din düşmanları olan muârızları dahi kalben tasdik ve takdir etmektedirler.

Said Nursî, bazen bir talebesine Risale-i Nur’dan okuyuvermek ni'metini lütfettiği zaman der ki: “ Bu benim dersimdir. Ben kendim için okuyorum. Bu risaleyi, şimdiye kadar belki yüz defa okumuşum. Fakat, şimdi yeni görüyorum gibi tekrar okumağa ihtiyaç ve iştiyakım var. ”

Hem yine der ki: “ Ben başkaları için kitab yazmamışım. Kendim için yazmışım. Kur'ân’dan bulduğum bu devâlarımı arzu edenler okuyabilir. ” Evet, Bediüzzaman i'tikàd ediyor ve diyor ki: “ Ben, derse, terbiyeye ve nefsimi ıslaha muhtacım... ” Bediüzzaman gibi bir Zât böyle derse, bizim bu eserlere ne kadar muhtaç olduğumuz artık kıyâs edilsin.

Bediüzzaman Said Nursî, bütün hayatında, şân ve şöhretten, hürmetten kaçmış ve insanlardan istiğnâ etmiştir. Arabî bir eserinde, şöhret hakkında diyor ki: “ Şöhret, ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. İnsanı, insanlara abd ve köle yapar. Yani, nâm ve şöhret isteyen adam; halklara kendini beğendirmek, sevdirmek için, insanlara riyâkârlık, dalkavukluk yapar. Tasannu'kâr tavırlar takınır. O belâ ve musîbete düşersen, ﴾ اِنَّا لِلّٰهِ وَ اِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ ﴿ de. ”

Üstad, şöhretten fiilen ve hâlen, bu kadar kaçmasına rağmen, her ne hikmetse, insanlar âdeta bir sevk-i İlâhî varmış gibi istimdâdkârâne ona koşmuşlardır ve ona akın etmektedirler. Ve onun mahz-ı hak olan bu kudsî seciyesi, Risale-i Nur gibi, cihan-şümûl bir esere hàdim olmuştur...

Bediüzzaman, küçük yaşından beri, halkların mukâbilsiz hediyelerinden istiğnâ etmiştir. Hediye kabûl etmemeyi meslek edinmiştir. Zindândan zindâna, memleketten memlekete sürgün edildiği zamanlarda, ihtiyarlığın tahmil ettiği zarûretler içinde dahi, bu seksen senelik istiğnâ düsturunu bozmamıştır. En hàs bir talebesi, bir lokma bir şey hediye etse, mukâbilini verir; vermese dokunur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.