İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 616 / 765
616

esmâsını, hem mektûbatını inkâr ve tezyif ve tahkîr ettiğinden; merhamete ve şefkate lâyık olmadığı gibi, şiddetli bir azâba da müstehaktır. Hiçbir cihette merhamete lâyık değildir.

İşte ey bedbaht ehl-i dalâlet ve sefâhet! Şu dehşetli sukùta karşı ve ezici me'yûsiyete mukâbil; hangi tekemmülünüz, hangi fünûnunuz, hangi kemâliniz, hangi medeniyetiniz, hangi terakkiyâtınız karşı gelebilir? Rûh-u beşerin eşedd-i ihtiyaç ile muhtaç olduğu hakîki tesellîyi nerede bulabilirsiniz?

Hem güvendiğiniz ve bel bağladığınız ve âsâr-ı İlâhiye’yi ve ihsânat-ı Rabbâniye’yi onlara isnâd ettiğiniz hangi tabiatınız, hangi esbâbınız, hangi şerîkiniz, hangi keşfiyâtınız, hangi milletiniz, hangi bâtıl ma'bûd’unuz sizi, sizce i'dâm-ı ebedî olan mevtin zulümâtından kurtarıp; kabir hududundan, berzah hududundan, mahşer hududundan, sırat köprüsünden hâkimâne geçirebilir? Saâdet-i ebediyeye mazhar edebilir?

Hâlbuki; kabir kapısını kapamadığınız için, siz kat'î olarak bu yolun yolcususunuz. Böyle bir yolcu, öyle birisine dayanır ki; bütün bu dâire-i azîme ve bu geniş hududlar, onun taht-ı emrinde ve tasarrufundadır...

Hem dahi, ey bedbaht ehl-i dalâlet ve gaflet! “Gayr-ı meşrû bir muhabbetin neticesi, merhametsiz azâb çekmektir.” kaidesi sırrınca; siz fıtratınızdaki Cenâb-ı Hakk’ın zât ve sıfât ve esmâsına sarfedilecek muhabbet ve mârifet isti'dâdını ve şükür ve ibâdât cihâzâtını, nefsinize ve dünyaya gayr-ı meşrû bir sûrette sarfettiğinizden, bil'istihkak cezasını çekiyorsunuz. Çünkü; Cenâb-ı Hakk’a ait muhabbeti, nefsinize verdiniz. Mahbûbunuz olan nefsinizin hadsiz belâsını çekiyorsunuz. Çünkü; hakîki bir rahatı, o mahbûbunuza vermiyorsunuz. Hem onu, hakîki mahbûb olan Kadîr-i Mutlak’a tevekkül ile teslîm etmiyorsunuz. Dâima elem çekiyorsunuz.

Hem Cenâb-ı Hakk’ın esmâ ve sıfâtına ait muhabbeti, dünyaya verdiniz ve âsâr-ı san'atını, âlemin esbâbına taksim ettiniz; belâsını çekiyorsunuz. Çünkü; o hadsiz mahbûblarınızın bir kısmı, size “Allah’a ısmarladık!” demeyip, size arkasını çevirip, bırakıp gidiyor. Bir kısmı sizi hiç tanımıyor. Tanısa da sizi sevmiyor. Sevse de size bir fayda vermiyor. Dâima hadsiz firâklardan ve ümîdsiz dönmemek üzere zevâllerden azâb çekiyorsunuz.

İşte ehl-i dalâletin “saâdet-i hayatiye” ve “tekemmülât-ı insaniye” ve “mehâsin-i medeniyet” ve “lezzet-i hürriyet” dedikleri şeylerin iç yüzleri ve mâhiyetleri budur. Sefâhet ve sarhoşluk bir perdedir, muvakkaten hissettirmez. “Tuh onların aklına!” de...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.