İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 615 / 765
615

Fakat hissedeceği zaman, yani kabre yakın olduğu vakit, birden hisseder. Çünkü; Cenâb-ı Hakk’a hakîki abd olmazsa, kendi kendine mâlik zannedecek. Hâlbuki; o cüz'î ihtiyar, o küçük iktidarı ile şu fırtınalı dünyada vücûdunu idare edemiyor. Hayatına muzır mikroptan tut, tâ zelzeleye kadar binler tâife düşmanları, hayatına karşı tehâcüm vaziyetinde görür. Elîm bir korku dehşeti içinde her vakit kendine müdhiş görünen kabir kapısına bakıyor.

Hem bu vaziyette iken, insaniyet itibariyle nev'-i insanî ile ve dünya ile alâkadar olduğu hâlde, dünyayı ve insanı, bir Hakîm, Alîm, Kadîr, Rahîm, Kerîm bir Zât’ın tasarrufunda tasavvur etmediği ve onları tesâdüf ve tabiata havâle ettiği için, dünyanın ehvâli ve insanın ahvâli onu dâima iz'aç eder. Kendi elemiyle beraber insanların elemini de çeker. Dünyanın zelzelesi, tâunu, tûfânı, kaht u galâsı, fenâ ve zevâli, ona gayet müz'ic ve karanlıklı birer musîbet sûretinde onu tâzib eder.

Hem şu hâldeki insan, merhamet ve şefkate lâyık değildir. Çünkü; kendi kendine bu dehşetli vaziyeti veriyor. Sekizinci Söz’de kuyuya girmiş iki kardeşin muvâzene-i hâlinde denildiği gibi: Nasıl bir adam, güzel bir bahçede, güzel bir ziyâfette, güzel ahbablar içinde nezâhetli, tatlı, nâmuslu, hoş, meşrû bir lezzet ve eğlenceye kanâat etmeyip; gayr-ı meşrû ve mülevves bir lezzet için, çirkin ve necis bir şarabı içse, sarhoş olup kendini kış ortasında, pis bir yerde, ve hattâ canavarlar içinde tahayyül etse, titreyip bağırıp çağırsa, nasıl merhamete lâyık değil... Çünkü; ehl-i nâmus ve mübârek arkadaşlarını canavar tasavvur eder. Onlara karşı hakaret eder. Hem ziyâfetteki lezîz taamları ve temiz kapları mülevves, pis taşlar tasavvur eder, kırmağa başlar. Hem mecliste muhterem kitapları ve mânidâr mektûbları mânâsız ve âdi nakışlar tasavvur eder, yırtarak ayak altına atar ve hâkezâ... Böyle bir şahıs, nasıl merhamete müstehak değildir. Belki tokada müstehaktır.

Öyle de; sû-i ihtiyarından neş'et eden küfür sarhoşluğu ile ve dalâlet divâneliğiyle Sâni'-i Hakîm’in şu misâfirhâne-i dünyasını, tesâdüf ve tabiat oyuncağı olduğunu tevehhüm edip ve cilve-i Esmâ-i İlâhiye’yi tazelendiren masnûâtın zamanın geçmesiyle vazifelerinin bittiğinden âlem-i gayba geçmelerini, adem ile i'dâm tasavvur ederek; ve tesbihât sadâlarını, zevâl ve firâk-ı ebedî vâveylâsı olduklarını tahayyül ettiğinden; ve Mektûbat-ı Samedâniye olan şu mevcûdât sahifelerini, mânâsız, karmakarışık tasavvur ettiğinden; ve âlem-i rahmete yol açan kabir kapısını, zulümât-ı adem ağzı tasavvur ettiğinden; ve eceli, hakîki ahbablara visâl dâveti olduğu hâlde, bütün ahbablardan firâk nöbeti tasavvur ettiğinden; hem kendini dehşetli bir azâb-ı elîmde bırakıyor.. hem mevcûdâtı, hem Cenâb-ı Hakk’ın

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.