İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 555 / 765
555

Evet, senin gibi aklı gözüne inmiş ve gözüne perde çekilmiş adamlara söz anlatmak ve bir şey göstermek, elbette müşküldür. Fakat hak o kadar parlaktır ki, körler de görebildiği için biz de deriz ki: Fezâ-yı ulvî, bil'ittifak “esîr” ile doludur. Ziyâ, elektrik, harâret gibi sâir seyyâlât-ı latîfe, o fezâyı dolduran bir maddenin vücûduna delâlet eder. Meyveler, ağacını; çiçekler, çimenlerini; sünbüller, tarlalarını; balıklar, denizini bilbedâhe gösterdiği gibi; şu yıldızlar dahi bizzarûre menşe'lerini, tarlasını, denizini, çimengâhının vücûdunu, aklın gözüne sokuyorlar. Mâdem âlem-i ulvîde muhtelif teşkilât var, muhtelif vaziyetlerde muhtelif ahkâmlar görünüyor; öyle ise; o ahkâmların menşe'leri olan semâvât, muhteliftir. İnsanda, cisimden başka nasıl akıl, kalb, rûh, hayâl, hâfıza gibi manevî vücûdlar da var; elbette, insan-ı ekber olan âlemde ve şu insan meyvesinin şeceresi olan kâinâtta, âlem-i cismâniyetten başka âlemler var. Hem âlem-i arzdan, tâ Cennet âlemine kadar herbir âlemin, birer semâsı vardır.

Hem melâike için deriz ki: Seyyârât içinde mutavassıt ve yıldızlar içinde küçük ve kesif olan küre-i arz, mevcûdât içinde en kıymetdâr ve nurânî olan hayat ve şuûr, hesabsız bir sûrette onda bulunuyorlar. Elbette karanlıklı bir hâne hükmünde olan şu arza nisbeten, müzeyyen kasırlar, mükemmel saraylar hükmünde olan yıldızlar ve yıldızların denizleri olan gökler, zîşuûr ve zîhayat ve pek kesretli ve muhtelifü'l-ecnâs olan melâike ve rûhânilerin meskenleridir. Pek kat'î bir sûrette İşârâtü'l-İ'câz nâmındaki tefsirimde ﴾ ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ ﴿ âyetinde, semâvâtın hem vücûdu, hem teaddüdü isbât edildiğinden ve melâike hakkında Yirmidokuzuncu Söz’de, iki kere iki dört eder kat'iyyetinde, melâikelerin vücûdunu isbât ettiğimizden, onlara iktifâen burada kısa kesiyoruz.

Elhâsıl: Esîrden yapılmış elektrik, ziyâ, harâret, câzibe gibi seyyâlât-ı latîfenin medârı olmuş ve hadîste اَلسَّمَاءُ مَوْجٌ مَكْفُوفٌ işâretiyle, seyyârât ve nücûmun harekâtına müsâid olmuş ve Samanyolu denilen مَجَرَّةُ السَّمَاءِ dan, tâ en yakın seyyâreye kadar, muhtelif vaziyet ve teşekkülde yedi tabaka, herbir tabaka âlem-i arzdan, tâ âlem-i berzaha, âlem-i misâle, tâ âlem-i âhirete kadar birer âlemin damı hükmünde birer semânın bulunması, hikmeten, aklen iktiza eder.

Hem hâtıra gelir ki: Ey mülhid! Sen dersin: “Bin müşkülât ile tayyare vâsıtasıyla ancak bir-iki kilometre yukarıya çıkılabilir. Nasıl bir insan cismiyle binler sene mesâfeyi birkaç dakika zarfında kat'eder; gider, gelir?”

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.