gidip, bütün kâinâtla beraber za'f ve aczini, fakr ve zilletini izhâr etmekle, سُبْحَانَ رَبِّيَ الْعَظِيمُ deyip, Rabb-i Azîm’ini tesbih edip; hem zevâlsiz Cemâl-i Zât’ına; tağayyürsüz Sıfât-ı Kudsiye’sine, tebeddülsüz Kemâl-i Sermediyet’ine karşı secde edip, hayret ve mahviyet içinde terk-i mâsivâ ile, muhabbet ve ubûdiyetini ilân edip; hem bütün fânîlere bedel bir Cemîl-i Bâkî, bir Rahîm-i Sermedî bulup, سُبْحَانَ رَبِّيَ الْاَعْلٰى demekle zevâlden münezzeh; kusurdan müberrâ Rabb-i A'lâ’sını takdis etmek...
Sonra teşehhüd edip oturup, bütün mahlûkatın tahiyyât-ı mübârekelerini ve salavât-ı tayyibelerini kendi hesabına O Cemîl-i Lemyezel ve Celîl-i Lâyezâl’e hediye edip ve Resûl-i Ekrem’ine selâm etmekle,bîatını tecdîd ve evâmirine itâatini izhâr edip ve îmânını tecdîd ile tenvir etmek için, şu kasr-ı kâinâtın intizam-ı hakîmânesini müşâhede edip Sâni'-i Zülcelâl’in vahdâniyetine şehâdet etmek...
Hem Saltanat-ı Rubûbiyet’in dellâlı ve mübelliğ-i marziyâtı ve kitab-ı kâinâtın tercümân-ı âyâtı olan Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın risaletine şehâdet etmek demek olan mağrib namazını kılmak; ne kadar latîf, nazîf bir vazife, ne kadar azîz, lezîz bir hizmet, ne kadar hoş ve güzel bir ubûdiyet, ne kadar ciddi bir hakikat ve bu fânî misâfirhânede bâkiyâne bir sohbet ve dâimâne bir saâdet olduğunu anlamayan adam, nasıl adam olabilir!..
İşâ vaktinde –ki o vakit– gündüzün ufukta kalan bâkiye-i âsârı dahi kaybolup gece âlemi, kâinâtı kaplar. مُقَلِّبُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ olan Kadîr-i Zülcelâl’in, o beyaz sahifeyi bu siyah sahifeye çevirmesindeki Tasarrufât-ı Rabbâniye’siyle, yazın müzeyyen yeşil sahifesini kışın bârid beyaz sahifesine çevirmesindeki مُسَخِّرُ الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ olan Hakîm-i Zülkemâl’in icraat-ı İlâhiye’sini hatırlatır.
Hem, mürûr-u zamanla ehl-i kubûrun bâkiye-i âsârı dahi şu dünyadan kesilmesiyle, bütün bütün başka âleme geçmesindeki “Hàlık-ı mevt ve hayat” ın Şuûnât-ı İlâhiye’sini andırır.
Hem, dar ve fânî ve hakîr dünyanın tamamen harâb olup, azîm sekerâtıyla vefât edip, geniş ve bâkî ve azametli âlem-i âhiretin inkişafında “Hàlık-ı arz ve semâvât” ın tasarrufât-ı celâliyesini ve tecelliyât-ı cemâliyesini andırır, hatırlattırır bir zamandır.
