İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 398 / 765
398

mahkûm değildir. Dâima gençtir, kuvvetlidir. Meselâ: Medeniyetin bütün cem'iyât-ı hayriyeleri ile, bütün cebbârâne şedîd inzibat ve nizâmâtlarıyla, bütün ahlâkî terbiyegâhlarıyla, Kur'ân-ı Hakîm’in iki mes'elesine karşı muâraza edemeyip mağlûb düşmüşlerdir. Meselâ:

﴿ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَآتُوا الزَّكٰوةَ  ﴾ ﴿ وَاَحَلَّ اللّٰهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبٰوا ﴾

Kur'ân’ın bu galebe-i i'câzkârânesini bir mukaddime ile beyân edeceğiz. Şöyle ki:

İşârâtü'l-İ'câz’da isbât edildiği gibi bütün ihtilâlât-ı beşeriyenin mâdeni, bir kelime olduğu gibi; bütün ahlâk-ı seyyienin menba'ı dahi, bir kelimedir.

Birinci kelime: “Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne!”

İkinci kelime: “Sen çalış, ben yiyeyim!” Evet hayat-ı ictimâiye-i beşeriyede hàvâs ve avâm yani, zenginler ve fakirler, muvâzeneleriyle rahatla yaşarlar. O muvâzenenin esâsı ise; hàvâs tabakasında merhamet ve şefkat; aşağısında, hürmet ve itâattir. Şimdi birinci kelime, hàvâs tabakasını; zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe sevketmiştir. İkinci kelime, avâmı; kine, hasede, mübârezeye sevkedip rahat-ı beşeriyeyi birkaç asırdır selbettiği gibi, şu asırda sa'y, sermâye ile mübâreze neticesi herkesçe ma'lûm olan Avrupa hâdisât-ı azîmesi meydâna geldi. İşte medeniyet, bütün cem'iyât-ı hayriye ile ve ahlâkî mektebleriyle ve şedîd inzibat ve nizâmâtıyla, beşerin o iki tabakasını musâlaha edemediği gibi, hayat-ı beşerin iki müdhiş yarasını tedâvi edememiştir. Kur'ân, birinci kelimeyi, esâsından “vücûb-u zekât” ile kal'eder, tedâvi eder. İkinci kelimenin esâsını “hurmet-i ribâ” ile kal'edip, tedâvi eder. Evet, âyet-i Kur'âniye âlem kapısında durup ribâya “Yasaktır!” der. “Kavga kapısını kapamak için banka (ribâ) kapısını kapayınız!” diyerek insanlara fermân eder. Şâkirdlerine “Girmeyiniz!” emreder.

İkinci Esâs: Medeniyet, taaddüd-ü ezvâcı kabûl etmiyor. Kur'ân’ın o hükmünü, kendine muhâlif-i hikmet ve maslahat-ı beşeriyeye münâfî telâkki eder. Evet, eğer izdivâcdaki hikmet, yalnız kazâ-yı şehvet olsa, taaddüd bil'akis olmalı. Hâlbuki, hattâ bütün hayvanatın şehâdetiyle ve izdivâc eden nebâtâtın tasdikiyle sâbittir ki; izdivâcın hikmeti ve gayesi, tenâsüldür. Kazâ-yı şehvet lezzeti ise, o vazifeyi gördürmek için rahmet tarafından verilen bir ücret-i cüz'iyedir. Mâdem, hikmeten, hakikaten, izdivâc, nesil içindir, nev'in bekàsı içindir. Elbette, bir senede yalnız bir defa tevellüde kàbil ve ayın yalnız yarısında kàbil-i telâkkuh olan ve elli senede ye'se düşen bir kadın, ekserî vakitte tâ yüz seneye kadar kàbil-i telkîh bir

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.