İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 397 / 765
397

Meselâ: Şahıslar, cemâatler, muârazasından âciz kaldıkları Kur'ân’a karşı; bütün nev'-i beşerin ve belki cinnîlerin de netice-i efkârları olan medeniyet-i hâzıra, Kur'ân’a karşı muâraza vaziyetini almıştır, İ'câz-ı Kur'ân’a karşı, sihirleriyle muâraza ediyor. Şimdi, şu müdhiş yeni muârazacıya karşı İ'câz-ı Kur'ân’ı, ﴾  قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ ﴿ âyetinin da'vâsını isbât etmek için medeniyetin muâraza sûretiyle vaz'ettiği esâsâtı ve desâtirini, esâsât-ı Kur'âniye ile karşılaştıracağız.

Birinci derecede: Birinci Söz’den tâ Yirmibeşinci Söz’e kadar olan muvâzeneler ve mîzanlar ve o Söz’lerin hakikatleri ve başları olan âyetler, iki kere iki dört eder derecesinde medeniyete karşı Kur'ân’ın i'câzını ve galebesini isbât eder.

İkinci derecede: Onikinci Söz’de isbât edildiği gibi, bir kısım düsturlarını hülâsa etmektir. İşte, medeniyet-i hâzıra, felsefesiyle hayat-ı ictimâiye-i beşeriyede nokta-i istinâdı “kuvvet” kabûl eder. Hedefi “menfaat” bilir. Düstur-u hayatı “cidâl” tanır. Cemâatlerin râbıtasını “unsuriyet ve menfî milliyet” bilir. Gayesi, hevesât-ı nefsâniyeyi tatmin ve hâcât-ı beşeriyeyi tezyîd etmek için bazı “lehviyât”tır. Hâlbuki: Kuvvetin şe'ni, tecâvüzdür. Menfaatin şe'ni, her arzuya kâfî gelmediğinden üstünde boğuşmaktır. Düstur-u cidâlin şe'ni, çarpışmaktır. Unsuriyetin şe'ni, başkasını yutmakla beslenmek olduğundan tecâvüzdür. İşte şu medeniyetin şu düsturlarındandır ki, bütün mehâsiniyle beraber beşerin yüzde ancak yirmisine bir nev'i sûrî saâdet verip seksenini rahatsızlığa, sefâlete atmıştır.

Amma Hikmet-i Kur'âniye ise, nokta-i istinâdı, kuvvet yerine “Hakk”ı kabûl eder. Gayede, menfaat yerine “fazilet ve rızâ-yı İlâhî”yi kabûl eder. Hayatta, düstur-u cidâl yerine “düstur-u teâvün”ü esâs tutar. Cemâatlerin râbıtalarında, unsuriyet ve milliyet yerine “râbıta-i dinî ve sınıfî ve vatanî” kabûl eder. Gâyâtı, “Hevesât-ı nefsâniyenin nâmeşrû tecâvüzâtına sed çekip rûhu maâliyâta teşvik ve hissiyat-ı ulviyesini tatmin etmektir ve insanı kemâlât-ı insaniyeye sevkedip insan etmektir.” Hakkın şe'ni ise, ittifaktır. Faziletin şe'ni, tesânüddür. Teâvünün şe'ni, birbirinin imdâdına yetişmektir. Dinin şe'ni, uhuvvettir, incizabdır. Nefs-i emmâreyi gemlemekle bağlamak, rûhu kemâlâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe'ni, saâdet-i dâreyndir. İşte, medeniyet-i hâzıra, edyân-ı sâbıka-i semâviyeden, bâhusus Kur'ân’ın irşadâtından aldığı mehâsinle beraber Kur'ân’a karşı böyle hakikat nazarında mağlûb düşmüştür.

Üçüncü derece: Binler mesâilinden yalnız nümûne olarak üç-dört mes'eleyi göstereceğiz. Evet, Kur'ân’ın düsturları, kanunları, ezelden geldiğinden ebede gidecektir. Medeniyetin kanunları gibi ihtiyar olup ölüme

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.