erkeğe kâfî gelmediğinden, medeniyet pekçok fâhişehâneleri kabûl etmeye mecburdur.
Üçüncü Esâs: Muhâkemesiz medeniyet, Kur'ân, kadına sülüs verdiği için âyeti tenkid eder. Hâlbuki hayat-ı ictimâiyede ekser ahkâm, ekseriyet itibariyle olduğundan; ekseriyet itibariyle bir kadın, kendini himâye edecek birisini bulur. Erkek ise, ona yük olacak ve nafakasını ona bırakacak birisiyle teşrîk-i mesâî etmeye mecbur olur. İşte bu sûrette bir kadın, pederinden yarısını alsa, kocası noksaniyetini te'min eder. Erkek, pederinden iki parça alsa, bir parçasını tezevvüc ettiği kadının idaresine verecek; kız kardeşine müsâvî gelir. İşte, adâlet-i Kur'âniye böyle iktiza eder. Böyle hükmetmiştir. (Hâşiye 1) [^7]
[^7]:(Hâşiye-1) Mahkemeye karşı ve mahkemeyi susturan lâyiha-i temyizin müdafaâtından bir parçadır. Bu makama hâşiye olmuş: "Ben de adliyenin mahkemesine derim ki: Bin üçyüzelli senede ve her asırda üçyüzelli milyon insanların hayat-ı ictimâiyesinde en kudsî ve hakikatli bir düstur-u İlâhî'yi, üçyüzelli bin tefsirin tasdiklerine ve ittifaklarına istinâden ve bin üçyüzelli sene zarfında geçmiş ecdâdımızın i'tikàdlarına iktidâen tefsir eden bir adamı mahkûm eden haksız bir kararı, elbette rû-yi zeminde adâlet varsa, o kararı red ve bu hükmü nakzedecektir."
Dördüncü Esâs: Sanem-perestliği şiddetle Kur'ân men'ettiği gibi, sanem-perestliğin bir nev'i taklidi olan sûret-perestliği de men'eder. Medeniyet ise, sûretleri kendi mehâsininden sayıp Kur'ân’a muâraza etmek istemiş. Hâlbuki: Gölgeli gölgesiz sûretler, ya bir zulm-ü mütehaccir veya bir riyâ-yı mütecessid veya bir heves-i mütecessimdir ki; beşeri zulme ve riyâya ve hevâya, hevesi kamçılayıp teşvik eder. Hem, Kur'ân merhameten, kadınların hürmetini muhâfaza için, hayâ perdesini takmasını emreder. Tâ hevesât-ı rezîlenin ayağı altında o şefkat mâdenleri zillet çekmesinler. Âlet-i hevesât, ehemmiyetsiz bir metâ' hükmüne geçmesinler. (Hâşiye 2) [^8] Medeniyet ise, kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri de baştan çıkarmıştır. Hâlbuki, aile hayatı, kadın-erkek mâbeyninde mütekàbil hürmet ve muhabbetle devam eder.
[^8]:(Hâşiye-2) Tesettür-ü nisvân hakkında Otuzbirinci Mektûbun Yirmidördüncü Lem'a'sı, gayet kat'î bir sûrette isbât etmiştir ki: "Tesettür, kadınlar için fıtrîdir. Ref'-i tesettür, fıtrata münâfîdir."
Hâlbuki, açık-saçıklık, samîmî hürmet ve muhabbeti izâle edip ailevî hayatı zehirlemiştir. Hususan, sûret-perestlik, ahlâkı fenâ hâlde sarstığı ve sukùt-u rûha sebebiyet verdiği şununla anlaşılır: Nasıl ki, merhume ve rahmete muhtaç bir güzel kadın cenazesine nazar-ı şehvet ve hevesle bakmak, ne kadar ahlâkı tahrib eder. Öyle de; ölmüş kadınların sûretlerine veyâhut sağ kadınların küçük cenazeleri hükmünde olan sûretlerine
