İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 383 / 765
383

şenlendirip bizleri içine koymuştur anlar, başını tabiat bataklığından çıkarır, آمَنْتُ بِاللّٰهِ الْوَاحِدِ الْاَحَدِ der.

Meselâ: ﴾ وَالشَّمْسُ تَجْر۪ي لِمُسْتَقَرٍّ لَهَا ﴿ daki “Lâm”; hem kendi mânâsını, hem “fî” mânâsını, hem “ilâ” mânâsını ifâde eder.

İşte ﴾ لِمُسْتَقَرٍّ ﴿ in “Lâm”ı, avâm o “Lâm”ı “ilâ” mânâsında görüp fehmeder ki; size nisbeten ışık verici, ısındırıcı müteharrik bir lamba olan Güneş, elbette bir gün seyri bitecek, mahall-i kararına yetişecek, size fâidesi dokunmayacak bir sûret alacaktır, anlar. O da, Hàlık-ı Zülcelâl’in Güneş’e bağladığı büyük ni'metleri düşünerek “Sübhânallâh, Elhamdülillâh” der.

Ve âlime dahi o “Lâm”ı “ilâ” mânâsında gösterir. Fakat, Güneş’i yalnız bir lamba değil, belki bahar ve yaz tezgâhında dokunan mensûcât-ı Rabbâniye’nin bir mekiği, gece gündüz sahifelerinde yazılan Mektûbat-ı Samedâniye’nin mürekkebi, nur bir hokkası sûretinde tasavvur ederek Güneş’in cereyan-ı sûrîsi, alâmet olduğu ve işâret ettiği intizamât-ı âlemi düşündürerek Sâni'-i Hakîm’in san'atına “Mâşâallâh” ve hikmetine “Bârekallâh” diyerek secdeye kapanır.

Ve kozmografyacı bir feylesofa “Lâm”ı “fî” mânâsında şöyle ifhâm eder ki: Güneş, kendi merkezinde ve mihveri üzerinde zenberekvâri bir cereyan ile manzûmesini emr-i İlâhî ile tanzim edip tahrîk eder. Şöyle bir saat-ı kübrâyı halkedip tanzim eden Sâni'-i Zülcelâl’ine karşı kemâl-i hayret ve istihsân ile “El-azametü lillâh ve'l-kudretü lillâh” der felsefeyi atar, Hikmet-i Kur'âniye’ye girer.

Ve dikkatli bir hakîme şu "Lâm"ı, hem illet mânâsında, hem zarfiyet mânâsında tutturup şöyle ifhâm eder ki: Sâni'-i Hakîm, işlerine esbâb-ı zâhiriyeyi perde ettiğinden câzibe-i umumiye nâmında bir kanun-u İlâhî'siyle sapan taşları gibi seyyâreleri Güneş'le bağlamış ve o câzibe ile muhtelif fakat muntazam hareketle o seyyâreleri dâire-i hikmetinde döndürüyor ve o câzibeyi tevlîd için Güneş'in kendi merkezinde hareketini zâhirî bir sebeb etmiş. Demek, ﴾ لِمُسْتَقَرٍّ ﴿ mânâsı: فِي مُسْتَقَرٍّ لَهَا لِاِسْتِقْرَارِ مَنْظُومَتِهَا yani, "Kendi müstakarrı içinde manzûmesinin istikrarı ve nizâmı için hareket ediyor." Çünkü: Hareket harâreti, harâret kuvveti, kuvvet câzibeyi zâhiren tevlîd eder gibi bir âdet-i İlâhiye, bir kanun-u Rabbânî'dir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.