İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 382 / 765
382

Medeniyet ve hey'et-i ictimâiyenin mütehassıs bir hakîminin bu kelâmdan hissesi: Zemini, bir hâne ve o hâne hayatının direği, hayat-ı hayvaniye ve hayat-ı hayvaniye direği, şerâit-i hayat olan su, hava ve topraktır. Su ve hava ve toprağın direği ve kazığı, dağlardır. Zîra dağlar, suyun mahzeni, havanın tarağı (gazât-ı muzırrayı tersib edip, havayı tasfiye eder) ve toprağın hâmîsi (bataklıktan ve denizin istilâsından muhâfaza eder) ve sâir levâzımat-ı hayat-ı insaniyenin hazinesi olarak fehmeder. Şu koca dağları, şu sûretle hâne-i hayatımız olan zemine direk yapan ve maîşetimize hazinedar ta'yin eden Sâni'-i Zülcelâl ve'l-İkram’a, kemâl-i ta'zîm ile hamd ü senâ eder.

Hikmet-i tabîiyenin bir feylesofunun şu kelâmdan nasîbi şudur ki: Küre-i zeminin karnında bazı inkılâbât ve imtizacâtın neticesi olarak hâsıl olan zelzele ve ihtizâzâtı, dağların zuhûruyla sükûnet bulduğunu ve medâr ve mihverindeki istikrarına ve zelzelenin irticacıyla medâr-ı senevîsinden çıkmamasına sebeb, dağların hurûcu olduğunu ve zeminin hiddeti ve gadabı, dağların menâfiziyle teneffüs etmekle sükûnet ettiğini fehmeder; tamamen îmâna gelir, اَلْحِكْمَةُ لِلّٰهِ der.

Meselâ: ﴾ اَنَّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا ﴿ daki ﴾ رَتْقًا ﴿ kelimesi, tedkîkàt-ı felsefe ile âlûde olmayan bir âlime, o kelime şöyle ifhâm eder ki: Semâ berrak, bulutsuz; zemin kuru ve hayatsız, tevellüde gayr-ı kàbil bir hâlde iken.. semâyı yağmurla, zemini hazrevatla fethedip, bir nev'i izdivâc ve telkîh sûretinde bütün zîhayatları o sudan halketmek, öyle bir Kadîr-i Zülcelâl’in işidir ki; rû-yi zemin, O’nun küçük bir bostanı ve semânın yüz örtüsü olan bulutlar, O’nun bostanında bir süngerdir.. anlar, azamet-i kudretine secde eder.

Ve muhakkìk bir hakîme, o kelime şöyle ifhâm eder ki: Bidâyet-i hilkatte semâ ve arz şekilsiz birer küme ve menfaatsiz birer yaş hamur; veledsiz, mahlûkatsız toplu birer madde iken, Fâtır-ı Hakîm onları feth ve bastedip güzel bir şekil, menfaatdâr birer sûret, zînetli ve kesretli mahlûkata menşe' etmiştir anlar, vüs'at-i hikmetine karşı hayran olur.

Yeni zamanın feylesofuna şu kelime şöyle ifhâm eder ki: Manzûme-i Şemsiye’yi teşkil eden küremiz, sâir seyyâreler, bidâyette Güneş’le mümtezic olarak açılmamış bir hamur şeklinde iken; Kàdir-i Kayyûm o hamuru açıp, o seyyâreleri birer birer yerlerine yerleştirerek, Güneş’i orada bırakıp, zeminimizi buraya getirerek, zemine toprak sererek, semâ cânibinden yağmur yağdırarak, Güneş’ten ziyâ serptirerek dünyayı

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.