senin semâvî haberlerini tekzîb ederler. Böyle şarlatanların inkârları, hiç hükmündedir.”
﴾ اَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَ ﴿ “Veyâhut; ukùl-ü aşere ve erbâbü'l-envâ' nâmıyla şerîkleri i'tikàd eden müşrik felâsife gibi ve yıldızlara ve melâikelere bir nev'i ulûhiyet isnâd eden Sâbiiyûn gibi Cenâb-ı Hakk’a veled nisbet eden mülhid ve dâllînler gibi, Zât-ı Ehad ve Samed’in vücûb-u vücûduna, vahdetine, samediyetine, istiğnâ-yı mutlakına zıt olan veledi nisbet ve melâikenin ubûdiyetine ve ismetine ve cinsiyetine münâfî olan ünûseti isnâd mı ederler! Kendilerine şefâatçi mi zannederler ki, sana tâbi olmuyorlar? İnsan gibi mümkin, fânî, bekà-yı nev'ine muhtaç ve cismânî ve mütecezzî, tekessüre kàbil ve âciz, dünya-perest, yardımcı bir vârise muhtaç ve müştâk mahlûklar için vâsıta-i tekessür ve teâvün ve râbıta-i hayat ve bekà olan tenâsül, elbette ve elbette vücûdu vâcib ve dâim.. bekàsı, ezelî ve ebedî.. zâtı, cismâniyetten mücerred ve muallâ.. ve mâhiyeti, tecezzî ve tekessürden münezzeh ve müberrâ.. ve kudreti, aczden mukaddes ve bî-hemtâ olan Zât-ı Zülcelâl’e evlâd isnâd etmek; hem o âciz, mümkin, miskin insanlar dahi beğenmedikleri ve izzet-i mağrûrânesine yakıştıramadıkları bir nev'i evlâd –yani, hadsiz kızları– isnâd etmek öyle bir safsatadır ve öyle bir divânelik hezeyanıdır ki; o fikirde olan heriflerin tekzîbleri, inkârları hiçtir. Aldırmamalısın. Herbir sersemin safsatasına, her divânenin hezeyanına kulak verilmez.”
﴾ اَمْ تَسْئَلُهُمْ اَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ ﴿ “Veyâhut; hırsa, hıssete alışmış tâğî, bâğî dünya-perestler gibi senin tekâlifini ağır mı buluyorlar ki, senden kaçıyorlar? Ve bilmiyorlar mı ki; sen, ecrini, ücretini yalnız Allah’tan istiyorsun ve onlara Cenâb-ı Hak tarafından verilen maldan hem bereket, hem fakirlerin hased ve bedduâlarından kurtulmak için, ya on’dan veya kırk’tan birisini kendi fakirlerine vermek ağır bir şey midir ki, emr-i zekâtı ağır görüp İslâmiyet’ten çekiniyorlar? Bunların tekzîbleri ehemmiyetsiz olmakla beraber, hakları tokattır. Cevab vermek değil...”
﴾ اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ﴿ Veyâhut; gayb-âşinâlık da'vâ eden Budeîler (∗) [^5] gibi ve umûr-u gaybiyeye dair tahminlerini yakìn tahayyül eden akıl-fürûşlar gibi, senin gaybî haberlerini beğenmiyorlar mı? Gaybî kitapları mı var ki, senin gaybî kitabını kabûl etmiyorlar? Öyle ise, vahye mazhar resûllerden başka kimseye açılmayan ve kendi başıyla ona girmeye kimsenin haddi olmayan âlem-i gayb, kendi yanlarında hazır, açık tahayyül edip ondan ma'lûmât alarak yazıyorlar hülyasında bulunuyorlar.
[^5]: (∗) Hindistan, Çin memâlikinde Buda dini taşıyanlar gibi.
