İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 366 / 765
366

mücâhede ve manevra ve ahz-ı asker şûbeleri gibi mücâhedeye lâzım işler için iki dâireyi teşkil edip açmış. O mücâhede, o muâmele işi bittikten sonra, o iki dâireyi başka işlerde kullanmak ve tebdil ederek istimâl etmek için o kumandan-ı a'zam o iki dâireye müteveccih olur. O dâireler, herbirisi hademeleri lisânıyla veya nutka gelip kendi lisânıyla der ki: “Ey kumandanım! Bir parça mühlet ver ki; eski işlerin ufak tefeklerini, pırtı-mırtılarını temizleyip dışarı atayım, sonra teşrîf ediniz. İşte atıp senin emrine hazır duruyoruz. Buyurun, ne yaparsanız yapınız. Senin emrine münkàdız. Senin yaptığın işler bütün hak, güzel, maslahattır.” Öyle de: Semâvât ve arz, böyle iki dâire-i teklif ve tecrübe ve imtihan için açılmıştır. Müddet bittikten sonra semâvât ve arz, dâire-i teklife ait eşyayı emr-i İlâhi’yle bertaraf eder. Derler: “Yâ Rabbenâ! Buyurun, ne için bizi istihdam edersen et. Hakkımız sana itâattir. Her yaptığın şey de haktır.” İşte, cümlelerindeki üslûbun haşmetine bak, dikkat et.

Hem meselâ:

﴿ يَٓا اَرْضُ ابْلَع۪ي مَٓاءَكِ وَيَا سَمَٓاءُ اَقْلِع۪ي وَغ۪يضَ الْمَٓاءُ وَقُضِىَ الْاَمْرُ وَاسْتَوَتْ عَلٰى الْجُودِىِّ وَق۪يلَ بُعْدًا لِلْقَوْمِ الظَّالِم۪ينَ  ﴾

İşte, şu âyetin bahr-i belâğatından bir katreye işâret için, bir üslûbunu bir temsîl âyinesinde göstereceğiz. Nasıl bir harb-i umumîde, bir kumandan, zaferden sonra ateş eden bir ordusuna “Ateş kes!” ve hücum eden diğer bir ordusuna “Dur!” der, emreder. O ânda ateş kesilir, hücum durur. “İş bitti, istilâ ettik. Bayrağımız düşmanın merkezlerinde yüksek kalelerinin başında dikildi. Esfelü's-sâfilîne giden o edebsiz zâlimler cezalarını buldular!” der.

Aynen öyle de: Pâdişah-ı bîmisâl, kavm-i Nuh’un mahvı için semâvât ve arza emir vermiş. Vazifelerini yaptıktan sonra fermân ediyor: “Ey arz! Suyunu yut. Ey semâ! Dur, işin bitti. Su çekildi. Dağın başında memur-u İlâhî’nin çadır vazifesini gören gemisi kuruldu. Zâlimler cezalarını buldular.” İşte şu üslûbun ulviyetine bak. “Zemin ve gök iki mutî' asker gibi emir dinler, itâat ederler.” diyor. İşte şu üslûb işâret eder ki, insanın isyanından kâinât kızıyor. Semâvât ve arz hiddete geliyorlar. Ve şu işâretle der ki: “Yer ve gök iki mutî' asker gibi emirlerine bakan bir Zât’a isyan edilmez, edilmemeli...” Dehşetli bir zecri ifâde eder. İşte tûfân gibi bir hâdise-i umumiyeyi bütün netâiciyle, hakàikıyla birkaç cümlede îcâzlı, i'câzlı, cemâlli, icmâlli bir tarzda beyân eder. Şu denizin sâir katrelerini şu katreye kıyâs et.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.