İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 253 / 765
253

Demek; Taht-ı Belkîs Yemen’de iken, Şam’da aynıyla veyâhut sûretiyle hazır olmuştur, görülmüştür. Elbette taht etrafındaki adamların sûretleri ile beraber sesleri de işitilmiştir. İşte, uzak mesâfede, celb-i sûrete ve savta haşmetli bir sûrette işâret ediyor ve ma'nen diyor:

“Ey ehl-i saltanat! Adâlet-i tâmme yapmak isterseniz Süleymanvâri, rû-yi zemini etrafıyla görmeye ve anlamaya çalışınız. Çünkü, bir hâkim-i adâlet-pîşe, bir pâdişah-ı raiyet-perver; aktâr-ı memleketine, her istediği vakit muttali' olmak derecesine çıkmakla mes'ûliyet-i maneviyeden kurtulur veya tam adâlet yapabilir.” Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisân-ı remziyle ma'nen diyor ki:

“Ey Benî Âdem! Mâdem bir abdime geniş bir mülk ve o geniş mülkünde adâlet-i tâmme yapmak için; ahvâl ve vukûât-ı zemine bizzat ıttılâ' veriyorum ve mâdem herbir insana, fıtraten, zemine bir halife olmak kàbiliyetini vermişim. Elbette o kàbiliyete göre rû-yi zemini görecek ve bakacak, anlayacak isti'dâdını dahi vermesini, hikmetim iktiza ettiğinden vermişim. Şahsen o noktaya yetişmezse de, nev'an yetişebilir. Maddeten erişemezse de, ehl-i velâyet misillû, ma'nen erişebilir. Öyle ise; şu azîm ni'metten istifade edebilirsiniz. Haydi göreyim sizi, vazife-i ubûdiyetinizi unutmamak şartıyla öyle çalışınız ki, rû-yi zemini, her tarafı herbirinize görülen ve her köşesindeki sesleri size işittiren bir bahçeye çeviriniz.

﴿ هُوَ الَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا ف۪ي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِنْ رِزْقِـه۪ وَ اِلَيْهِ النُّشُورُ ﴾

deki fermân-ı Rahmânî’yi dinleyiniz.”

İşte beşerin nâzik san'atlarından olan celb-i sûret ve savtların çok ilerisindeki nihâyât hududunu şu âyet, remzen gösteriyor ve teşviki işmâm ediyor.

Hem meselâ: Yine Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm, cin ve şeytanları ve ervâh-ı habîseyi teshìr edip, şerlerini men' ve umûr-u nâfiada istihdam etmeyi ifâde eden şu âyetler ﴾ مُقَرَّن۪ينَ فِي الْاَصْفَادِ  ﴿ ilâ âhir..

﴾ وَمِنَ الشَّيَاط۪ينِ مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذٰلِكَ ﴿ ilâ âhir.. âyetiyle diyor ki; “Yerin, insandan sonra zîşuûr olarak en mühim sekenesi olan cin, insana hizmetkâr olabilir. Onlarla temâs edilebilir. Şeytanlar da düşmanlığı bırakmaya mecbur olup, ister istemez hizmet edebilirler ki, Cenâb-ı Hakk’ın evâmirine musahhar olan bir abdine, onları musahhar etmiştir.” Cenâb-ı Hak ma'nen şu âyetin lisân-ı remziyle der ki:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.