İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 254 / 765
254

“Ey insan! Bana itâat eden bir abdime cin ve şeytanları ve şerîrlerini itâat ettiriyorum. Sen de benim emrime musahhar olsan, çok mevcûdât, hattâ cin ve şeytan dahi sana musahhar olabilirler.”

İşte beşerin, san'at ve fennin imtizacından süzülen, maddî ve manevî fevkalâde hassâsiyetinden tezâhür eden ispirtizma gibi celb-i ervâh ve cinlerle muhâbereyi şu âyet, en nihâyet hududunu çiziyor ve en fâideli sûretlerini ta'yin ediyor ve ona yolu dahi açıyor. Fakat şimdiki gibi, bazen kendine emvât nâmını veren cinlere ve şeytanlara ve ervâh-ı habîseye musahhar ve maskara olup oyuncak olmak değil, belki tılsımat-ı Kur'âniye ile onları teshìr etmektir, şerlerinden kurtulmaktır.

Hem, temessül-ü ervâha işâret eden Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm’ın ifritleri celb ve teshìrine dair âyetler, hem; ﴾ فَاَرْسَلْنَٓا اِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا ﴿ misillû bazı âyetler, rûhânilerin temessülüne işâret etmekle beraber celb-i ervâha dahi işâret ediyorlar. Fakat, işâret olunan celb-i ervâh-ı tayyibe ise, medenîlerin yaptığı gibi hezeliyât sûretinde bazı oyuncaklara o pek ciddi ve ciddi bir âlemde olan rûhlara hürmetsizlik edip, kendi yerine ve oyuncaklara celbetmek değil, belki ciddi olarak ve ciddi bir maksad için Muhyiddin-i Arabî gibi zâtlar ki, istediği vakit ervâh ile görüşen bir kısım ehl-i velâyet misillû onlara müncelib olup münâsebet peydâ etmek ve onların yerine gidip âlemlerine bir derece takarrüb etmekle rûhâniyetlerinden manevî istifade etmektir ki, âyetler ona işâret eder ve işâret içinde bir teşviki ihsâs ediyorlar ve bu nev'i san'at ve fünûn-u hafiyenin en ileri hududunu çiziyor ve en güzel sûretini gösteriyorlar...

Hem meselâ: Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm’ın mu'cizelerine dair:

﴾ اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِىِّ وَالْاِشْرَاقِ ﴾ ﴿ يَا جِبَالُ اَوِّب۪ي مَعَهُ وَالطَّيْرَ وَاَلَنَّا لَهُ الْحَد۪يدَ  ﴿ ve ﴾ عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ ﴿

âyetler delâlet ediyor ki: Cenâb-ı Hak, Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm’ın tesbihâtına öyle bir kuvvet ve yüksek bir ses ve hoş bir edâ vermiştir ki, dağları vecde getirip birer muazzam fonoğraf misillû ve birer insan gibi bir serzâkirin etrafında ufkî halka tutup bir dâire olarak tesbihât ediyorlardı. Acaba bu mümkün müdür, hakikat mıdır? Evet hakikattir. Mağaralı her dağ, her insanla ve insanın diliyle papağan gibi konuşabilir. Çünkü, aks-i sadâ vâsıtasıyla dağın önünde sen “Elhamdülillâh” de. Dağ da aynen

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.