halife-i zemine, büyük bir mu'cize sûretinde, büyük bir ni'met olarak telyîn-i hadîddir ve demiri hamur gibi yumuşatmak ve tel gibi inceltmek ve bakırı eritmekle ekser sanâyi-i umumiyeye medâr olmaktır.” Mâdem bir resûle hem halife, yani hem manevî hem maddî bir hâkime, lisânına hikmet ve eline san'at vermiş. Lisânındaki hikmete sarîhan teşvik eder. Elbette elindeki san'ata dahi terğîb işâreti var. Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisân-ı işâretiyle ma'nen diyor:
“Ey Benî Âdem! Evâmir-i teklifiyeme itâat eden bir abdimin lisânına ve kalbine öyle bir hikmet verdim ki, herşeyi kemâl-i vuzûh ile fasledip hakikatini gösteriyor ve eline de öyle bir san'at verdim ki, elinde balmumu gibi demiri her şekle çevirir. Halifelik ve pâdişahlığına mühim kuvvet elde eder. Mâdem bu mümkündür, veriliyor. Hem ehemmiyetlidir, hem hayat-ı ictimâiyenizde ona çok muhtaçsınız. Siz de evâmir-i tekvîniyeme itâat etseniz, o hikmet ve o san'at, size de verilebilir. Mürûr-u zamanla yetişir ve yanaşabilirsiniz.”
İşte beşerin san'at cihetinde en ileri gitmesi ve maddî kuvvet cihetinde en mühim iktidar elde etmesi, telyîn-i hadîd iledir ve izâbe-i nühâs iledir. Âyette nühâs, “kıtr” ile tâbir edilmiş. Şu âyetler, umum nev'-i beşerin nazarını şu hakikate çeviriyor ve şu hakikatin ne kadar ehemmiyetli olduğunu takdir etmeyen eski zaman insanlarına ve şimdiki tenbellerine şiddetle ihtar ediyor...
Hem meselâ: Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm, Taht-ı Belkîs’i yanına celbetmek için vezirlerinden bir âlim-i ilm-i celb, dedi: “Gözünüzü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim.” olan hâdise-i hàrikaya delâlet eden şu âyet:
﴿ قَالَ الَّذ۪ي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ اَنَا آتِيكَ بِـه۪ قَبْلَ اَنْ يَرْتَدَّ اِلَيْكَ طَرْفُكَ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ ﴾
ilâ âhir... İşâret ediyor ki; uzak mesâfelerden eşyayı aynen veya sûreten ihzar etmek mümkündür. Hem vâkidir ki: Risaletiyle beraber saltanatla müşerref olan Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm, hem masûmiyetine, hem de adâletine medâr olmak için pek geniş olan aktâr-ı memleketine bizzat zahmetsiz muttali' olmak ve raiyetinin ahvâlini görmek ve dertlerini işitmek, bir mu'cize sûretinde Cenâb-ı Hak ihsân etmiştir. Demek, Cenâb-ı Hakk’a i'timâd edip Süleyman Aleyhisselâm’ın lisân-ı ismetiyle istediği gibi, o da lisân-ı isti'dâdıyla Cenâb-ı Hak’tan istese ve kavânîn-i âdetine ve inâyetine tevfik-i hareket etse; ona dünya, bir şehir hükmüne geçebilir.
