İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 246 / 765
246

Şu fıkra ile, Tûr-i Sînâ’daki münâcât-ı Mûseviye’de (A.S.) vukû' bulan tecellîye-i Celâliye heybetinden koca dağ parçalanıp dağılması ve o haşyetten taşların etrafa yuvarlanması olan vâkıa-yı meşhûreyi ihtar ile şöyle bir mânâyı ders veriyor ki: Ey kavm-i Mûsa! Nasıl, Allah’tan korkmuyorsunuz? Hâlbuki taşlardan ibaret olan dağlar, O’nun haşyetinden ezilip dağılıyor ve sizden ahz-ı mîsâk için üstünüzde Cebel-i Tûr’u tuttuğunu, hem taleb-i rü'yet hâdisesinde dağın parçalanmasını bilip ve gördüğünüz hâlde, ne cesâretle O’nun haşyetinden titremeyip, kalbinizi katılık ve kasâvette bulunduruyorsunuz?

Hem birinci fıkrada diyor: ﴾  وَ اِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُ ﴿

Bu fıkra ile, dağlardan nebeân eden Nil-i mübârek, Dicle ve Fırat gibi irmakları hatırlatmakla, taşların evâmir-i tekvîniyeye karşı ne kadar hàrika-nümâ ve mu'cizevâri bir sûrette mazhar ve musahhar olduğunu ifhâm eder ve onunla böyle bir mânâyı müteyakkız kalblere veriyor ki; şöyle azîm ırmakların, elbette mümkün değil şu dağlar hakîki menba'ları olsun. Çünkü; farazâ o dağlar tamamen su kesilse ve mahrûtî birer havuz olsalar, o büyük nehirlerin şöyle sür'atli ve kesretli cereyanlarına muvâzeneyi kaybetmeden, birkaç ay ancak dayanabilirler ve o kesretli masârife karşı gâliben bir metre kadar toprakta nüfûz eden yağmur, kâfî vâridât olamaz. Demek ki, şu enhârın nebeânları, âdi ve tabîi ve tesâdüfî bir iş değildir. Belki pek hàrika bir sûrette Fâtır-ı Zülcelâl, onları sırf hazine-i gaybdan akıttırıyor.

İşte bu sırra işâreten bu mânâyı ifâde için hadîste rivâyet ediliyor ki: “O üç nehrin herbirine Cennet’ten birer katre her vakit damlıyor ve ondan bereketlidirler.” Hem bir rivâyette denilmiş ki: “Şu üç nehrin menba'ları, Cennet’tendir.” Şu rivâyetin hakikati şudur ki: Mâdem esbâb-ı maddiye, şunların bu derece kesretli nebeânına kàbil değildir. Elbette menba'ları, bir âlem-i gaybdadır ve gizli bir hazine-i rahmetten gelir ki; masârif ile vâridâtın muvâzenesi devam eder.

İşte Kur'ân-ı Hakîm, şu mânâyı ihtar ile şöyle bir ders veriyor ki, der: Ey benî-İsrail ve ey Benî Âdem! Kalb katılığı ve kasâvetinizle öyle bir Zât-ı Zülcelâl’in evâmirine karşı itâatsizlik ediyorsunuz ve öyle bir Şems-i Sermedî’nin ziyâ-yı mârifetine gafletle gözlerinizi yumuyorsunuz ki, Mısır’ınızı Cennet sûretine çeviren Nil-i mübârek gibi koca nehirleri, âdi, câmid taşların ağızlarından akıtıp mu'cizât-ı kudretini, şevâhid-i vahdâniyetini o koca nehirlerin kuvvet ve zuhûr ve ifâzeleri derecesinde kâinâtın kalbine ve zeminin dimağına vererek, cin ve insin kulûb

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.