İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 207 / 765
207

اِينْ جُزْء كُدَامْ وَاِينْ كَائِـنَاتِ حَاجَاتْ كُدَامَسْت

İşte şu cihan kadar ve milyarlar ile ancak istihsâl edilen hâcet nerede ve bu beş paralık cüz'-i ihtiyarî nerede? Bununla onların mübâyaasına gidilmez. Bununla onlar kazanılmaz. Öyle ise, başka bir çare aramak gerektir.

پَسْ دَرْ رَاهِ تُو اَزْ اِينْ جُـزْء نِيـزْ بَازْ مِى گُذَشْتَنْ چَارَهٴِ مَنْ اَسْت

O çare ise, şudur ki: O cüz'-i ihtiyarîden dahi vazgeçip, irâde-i İlâhiye’ye işini bırakıp, kendi havl ve kuvvetinden teberrî edip, Cenâb-ı Hakk’ın havl ve kuvvetine ilticâ ederek, hakikat-i tevekküle yapışmaktır. “Yâ Rab! Mâdem çare-i necât budur. Senin yolunda o cüz'- i ihtiyarîden vazgeçiyorum ve enâniyetimden teberrî ediyorum...

تَا عِنَايَتِ تُو دَسْتْگِيرِ مَنْ شَوَدْ، رَحْمَتِ بِى نِهَايَتِ تُو پَـنَاهِ مَنْ اَسْت

Tâ senin inâyetin, acz ve zaafıma merhameten elimi tutsun. Hem, tâ senin rahmetin, fakr ve ihtiyacıma şefkat edip bana istinâdgâh olabilsin, kendi kapısını bana açsın.”

اۤنْ كَسْ كِه بَحْرِ بِى نِهَايَتِ رَحْمَتْ يَافْت اَسْت

تَكْيَه نَه كُنَدْ بَرْ اِينْ جُزْءِ اِخْتِيَارِى كِه يَكْ قَطْرَه سَرَابَسْت

Evet, her kim ki; rahmetin nihâyetsiz denizini bulsa elbette bir katre serâb hükmünde olan cüz'-i ihtiyarına i'timâd etmez; rahmeti bırakıp ona müracaat etmez.

اَيْوَاهْ اِينْ زَنْدَگَانِى هَـمْ چُو خَوابَسْت

وِينْ عُمْرِ بِى بُنْـيَادْ هَـمْ چُو بَادَسْت

Eyvâh aldandık!.. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sâbit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zâyi' ettik. Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur, bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider.

اِنْسَانْ بَـزَوَالْ دُنْـيَا بَفَـنَا اَسْت اۤمَالْ بِى بَقَا اۤلاَمْ بَــبَقَا اَسْت

Kendine güvenen ve ebedî zanneden mağrûr insan, zevâle mahkûmdur.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.