Evet, evet, evet!.. Eğer, kâinâttan Risalet-i Muhammediye’nin (A.S.M.) nuru çıksa, gitse, kâinât vefât edecek.
Eğer Kur'ân gitse, kâinât divâne olacak ve küre-i arz, kafasını, aklını kaybedecek. Belki, şuûrsuz kalmış olan başını, bir seyyâreye çarpacak, bir kıyâmeti koparacak...
Hem hayat, “Îmân-ı bilkader” rüknüne bakıyor, remzen isbât eder. Çünkü, mâdem hayat, âlem-i şehâdetin ziyâsıdır ve istilâ ediyor ve vücûdun neticesi ve gayesidir ve Hàlık-ı Kâinâtın en câmi' âyinesidir ve fa'âliyet-i Rabbâniye’nin en mükemmel enmûzeci ve fihristesidir. –Temsîlde hatâ olmasın– bir nev'i programı hükmündedir. Elbette âlem-i gayb, yani; mâzi, müstakbel, yani; geçmiş ve gelecek mahlûkatın hayat-ı maneviyeleri hükmünde olan intizam ve nizâm ve ma'lûmiyet ve meşhûdiyet ve taayyün ve evâmir-i tekvîniyeyi imtisale müheyyâ bir vaziyette bulunmalarını, sırr-ı hayat iktiza ediyor.
Nasıl ki, bir ağacın çekirdek-i aslîsi ve kökü ve müntehâsında ve meyvelerindeki çekirdekleri dahi, aynen ağaç gibi bir nev'i hayata mazhardırlar. Belki, ağacın kavânîn-i hayatiyesinden daha ince kavânîn-i hayatı taşıyorlar.
Hem nasıl ki, bu hazır bahardan evvel geçmiş güzün bıraktığı tohumlar ve kökler; bu bahar gittikten sonra gelecek baharlarda bırakacağı çekirdekler, kökler; bu bahar gibi, cilve-i hayatı taşıyorlar ve kavânîn-i hayatiyeye tâbidirler.
Aynen öyle de; şecere-i kâinâtın bütün dal ve budaklarıyla herbirinin bir mâzisi ve müstakbeli var. Geçmiş ve gelecek tavırlardan ve vaziyetlerinden müteşekkil bir silsilesi bulunur. Her nev'i ve her cüz'ünün ilm-i İlâhiye’de muhtelif tavırlar ile müteaddid vücûdları, bir silsile-i vücûd-u ilmî teşkil eder ve vücûd-u haricî gibi, o vücûd-u ilmî dahi, hayat-ı umumiyenin, manevî bir cilvesine mazhardır ki; mukadderât-ı hayatiye o mânidâr ve canlı elvâh-ı kaderiyeden alınır.
Evet, âlem-i gaybın bir nev'i olan âlem-i ervâh; ayn-ı hayat ve madde-i hayat ve hayatın cevherleri ve zâtları olan ervâh ile dolu olması, elbette mâzi ve müstakbel denilen âlem-i gaybın bir diğer nev'i de ve ikinci kısmı dahi cilve-i hayata mazhariyeti ister ve istilzam eder.
Hem, bir şeyin vücûd-u ilmîsindeki intizam-ı ekmel ve mânidâr vaziyetleri ve canlı meyveleri, tavırları, bir nev'i hayat-ı maneviyeye mazhariyetini gösterir.
Evet, hayat-ı ezeliye güneşinin ziyâsı olan, bu gibi cilve-i hayat, elbette yalnız bu âlem-i şehâdete ve bu zaman-ı hâzıra ve bu vücûd-u haricîye
