İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 108 / 765
108

münhasır olamaz. Belki, herbir âlem, kàbiliyetine göre o ziyânın cilvesine mazhardır ve kâinât, bütün âlemleriyle o cilve ile hayatdâr ve ziyâdârdır. Yoksa, nazar-ı dalâletin gördüğü gibi, muvakkat ve zâhirî bir hayat altında herbir âlem, büyük ve müdhiş birer cenaze ve karanlıklı birer vîrâne âlem olacaktı.

İşte, “Kadere ve kazâya îmân rüknü” nün dahi geniş bir vechi de sırr-ı hayatla anlaşılıyor ve sâbit oluyor. Yani, nasıl ki âlem-i şehâdet ve mevcûd, hazır eşya, intizamlarıyla ve neticeleriyle hayatdârlıkları görünüyor... öyle de, âlem-i gaybdan sayılan geçmiş ve gelecek mahlûkatın dahi, ma'nen hayatdâr bir vücûd-u manevîleri ve rûhlu birer sübût-u ilmîleri vardır ki; “Levh-i kazâ ve kader” vâsıtasıyla o manevî hayatın eseri, “Mukadderât” nâmıyla görünür, tezâhür eder... ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.