İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 106 / 765
106

boşanır ve en hasîs ve çürümüş maddelerinde dahi kesretle zîhayatlar halkedilerek bir mahşer-i huveynât oluyor. Ve mâdem hayatın süzülmüş en sâfî hülâsası olan şuûr ve akıl ve en latîf ve sâbit cevheri olan rûh; bu küre-i arzda gayet kesretli bir sûrette halkolunuyorlar; âdeta küre-i arz, hayat ve akıl ve şuûr ve ervâh ile ihyâ olup öyle şenlendirilmiş... Elbette küre-i arzdan daha latîf, daha nurânî, daha büyük, daha ehemmiyetli olan ecrâm-ı semâviye; ölü, câmid, hayatsız, şuûrsuz kalması imkân haricindedir.

Demek, gökleri, güneşleri, yıldızları şenlendirecek ve hayatdâr vaziyetini verecek ve netice-i hilkat-ı semâvâtı gösterecek ve hitâbât-ı Sübhâniye’ye mazhar olacak olan zîşuûr, zîhayat ve semâvâta münâsib sekeneler, herhalde sırr-ı hayatla bulunuyorlar ki, onlar da melâikelerdir...

Hem, hayatın sırr-ı mâhiyeti, “Peygamberlere îmân rüknü” ne bakıp remzen isbât eder. Evet, mâdem kâinât, hayat için yaratılmış ve hayat dahi Hayy-ı Kayyûm-u Ezelî’nin bir cilve-i a'zamıdır. Bir nakş-ı ekmelidir. Bir san'at-ı ecmelidir. Mâdem hayat-ı sermediye resûllerin gönderilmesiyle ve kitapların indirilmesiyle kendini gösterir. Evet, eğer kitaplar ve peygamberler olmaz ise, o hayat-ı ezeliye bilinmez.

Nasıl ki; bir adamın söylemesiyle diri ve hayatdâr olduğu anlaşılır... Öyle de, bu kâinâtın perdesi altında olan âlem-i gaybın arkasında söyleyen, konuşan, emir ve nehyedip hitâb eden bir Zât’ın kelimâtını, hitâbâtını gösterecek peygamberler ve nâzil olan kitaplardır. Elbette kâinâttaki hayat, kat'î bir sûrette Hayy-ı Ezelî’nin vücûb-u vücûduna kat'î şehâdet ettiği gibi, o hayat-ı ezeliyenin şuââtı, celevâtı, münâsebâtı olan “İrsâl-i Rusül ve İnzâl-i Kütüb rükünleri” ne bakar, remzen isbât eder. Ve bilhassa Risalet-i Muhammediye ve Vahy-i Kur'ânî, hayatın rûhu ve aklı hükmünde olduğundan, bu hayatın vücûdu gibi hakkâniyetleri kat'îdir denilebilir.

Evet, nasıl ki hayat; bu kâinâttan süzülmüş bir hülâsadır ve şuûr ve his dahi, hayattan süzülmüş, hayatın bir hülâsasıdır ve akıl dahi, şuûrdan ve histen süzülmüş, şuûrun bir hülâsasıdır ve rûh dahi, hayatın hàlis ve sâfî bir cevheri ve sâbit ve müstakil zâtıdır...

Öyle de, maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) dahi; hayattan ve rûh-u kâinâttan süzülmüş hülâsatü'l-hülâsadır ve Risalet-i Muhammediye (A.S.M.) dahi; kâinâtın his ve şuûr ve aklından süzülmüş en sâfî hülâsasıdır. Belki maddî ve manevî hayat-ı Muhammediye (A.S.M.) dahi –âsârının şehâdetiyle– hayat-ı kâinâtın hayatıdır ve Risalet-i Muhammediye (A.S.M.) şuûr-u kâinâtın şuûrudur ve nurudur ve Vahy-i Kur'ân dahi –hayatdâr hakàikının şehâdetiyle– hayat-ı kâinâtın rûhudur ve şuûr-u kâinâtın aklıdır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.