İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 105 / 765
105

ve kubh-u mutlaktan ve böyle bir zulm-ü mutlaktan, bir merhametsizlikten; elbette nihâyetsiz derece münezzehtir ve mukaddestir.

Netice: Mâdem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimâl etmeyenler dâr-ı bekàda ve Cennet-i Bâkiye’de hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaklardır. Âmennâ...

Ve hem nasıl ki; yeryüzünde bulunan parlak şeylerin, güneşin akisleriyle parlamaları ve denizlerin yüzlerinde kabarcıkları, ziyânın lem'alarıyla parlayıp sönmeleri, arkalarından gelen kabarcıklar, gidenler gibi yine hayâlî güneşçiklere âyinelik etmeleri, bilbedâhe gösteriyor ki; o lem'alar, yüksek bir tek güneşin cilve-i in'ikâsıdırlar ve güneşin vücûdunu muhtelif diller ile yâdediyorlar ve ışık parmaklarıyla ona işâret ediyorlar...

Aynen öyle de; Zât-ı Hayy-ı Kayyûm’un Muhyî isminin cilve-i a'zamı ile, berrin yüzünde ve bahrin içindeki zîhayatların kudret-i İlâhiye ile parlayıp, arkalarından gelenlere yer vermek için “Yâ Hayy!” deyip perde-i gaybda gizlenmeleri; bir hayat-ı sermediye sâhibi olan Zât-ı Hayy-ı Kayyûm’un hayatına ve vücûb-u vücûduna şehâdetler, işâretler ettikleri gibi, umum mevcûdâtın tanziminde eseri görünen ilm-i İlâhîye şehâdet eden bütün deliller ve kâinâta tasarruf eden kudreti isbât eden bütün bürhânlar ve tanzim ve idare-i kâinâtta hükümfermâ olan irâde ve meşîeti isbât eden bütün hüccetler ve kelâm-ı Rabbânî ve vahy-i İlâhî’nin medârı olan risaletleri isbât eden bütün alâmetler, mu'cizeler ve hâkezâ.. yedi sıfât-ı İlâhiye’ye şehâdet eden bütün delâil, bil'ittifak Zât-ı Hayy-ı Kayyûm’un hayatına delâlet, şehâdet, işâret ediyorlar.

Çünkü, nasıl bir şeyde görmek varsa, hayatı da vardır. İşitmek varsa, hayatın alâmetidir. Söylemek varsa hayatın vücûduna işâret eder. İhtiyar, irâde varsa, hayatı gösterir...

Aynen öyle de; bu kâinâtta âsârıyla vücûdları muhakkak ve bedîhî olan Kudret-i Mutlaka ve İrâde-i Şâmile ve İlm-i Muhît gibi sıfatlar, bütün delâilleri ile Zât-ı Hayy-ı Kayyûm’un hayatına ve Vücûb-u Vücûd’una şehâdet ederler ve bütün kâinâtı bir gölgesiyle ışıklandıran ve bir cilvesiyle bütün dâr-ı Âhiret’i zerrâtıyla beraber hayatlandıran hayat-ı sermediyesine şehâdet ederler.

Hem hayat, “Melâikeye îmân rüknü” ne dahi bakar, remzen isbât eder. Çünkü; mâdem kâinâtta en mühim netice hayattır ve en ziyâde intişar eden ve kıymetdârlığı için nüshaları teksir edilen ve zemin misâfirhânesini, gelip geçen kafilelerle şenlendiren zîhayatlardır.

Ve mâdem küre-i arz, bu kadar zîhayatın envâ'ıyla dolmuş ve mütemâdiyen zîhayat envâ'larını tecdîd ve teksir etmek hikmetiyle her vakit dolar

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.