İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 104 / 765
104

Hem, en kıymetdâr bir ni'met olan akıl dahi, geçmiş zamanın hüzünlerini ve gelecek zamanın korkularını düşünmek ile kalb-i insanı mütemâdiyen incitip, bir lezzete dokuz elemleri karıştırdığından en musîbetli bir belâ olur. Bu ise yüz derece bâtıldır. Demek, bu hayat-ı dünyeviye âhirete îmân rüknünü kat'î isbât ediyor ve her baharda haşrin üçyüzbinden ziyâde nümûnelerini gözümüze gösteriyor.

Acaba, senin cisminde ve senin bahçende ve senin vatanında, senin hayatına lâzım ve münâsib bütün levâzımatı ve cihâzâtı, hikmet ve inâyet ve rahmetle ihzar eden ve vaktinde yetiştiren; hattâ senin midenin bekà ve yaşamak arzusuyla ettiği hususî ve cüz'î olan rızık duâsını bilen ve işiten ve hadsiz lezîz taamlarla o duânın kabûlünü gösteren ve mideyi memnun eden bir Mutasarrıf-ı Kadîr, hiç mümkün müdür ki; seni bilmesin ve görmesin ve nev'-i insanın en büyük gayesi olan hayat-ı ebediyeye lâzım esbâbı ihzar etmesin? Ve nev'-i insanın en büyük ve en ehemmiyetli, en lâyık ve umumî olan bekà duâsını; hayat-ı uhreviyenin inşâsıyla ve Cennet’in icâdıyla kabûl etmesin! Ve kâinâtın en mühim mahlûku, belki zeminin sultanı ve neticesi olan nev'-i insanın arş ve ferşi çınlatan umumî ve gayet kuvvetli duâsını işitmeyip küçük bir mide kadar ehemmiyet vermesin, memnun etmesin! Kemâl-i hikmetini ve nihâyet rahmetini inkâr ettirsin! Hâşâ, yüzbin defa hâşâ!..

Hem, hiç kàbil midir ki; hayatın en cüz'îsinin pek gizli sesini işitsin, derdini dinlesin, derman versin ve nâzını çeksin ve kemâl-i i'tinâ ve ihtimam ile beslesin ve ona dikkatle hizmet ettirsin ve büyük mahlûkatını ona hizmetkâr yapsın ve sonra, en büyük ve kıymetdâr ve bâkî ve nâzdâr bir hayatın gök sadâsı gibi yüksek sesini işitmesin? Ve onun çok ehemmiyetli bekà duâsını ve nâzını ve niyâzını nazara almasın!

Âdeta, bir neferin kemâl-i i'tinâ ile techiz ve idaresini yapsın ve mutî' ve muhteşem orduya hiç bakmasın! Ve zerreyi görsün, güneşi görmesin! Sivrisineğin sesini işitsin, gök gürültüsünü işitmesin! Hâşâ, yüzbin defa hâşâ!..

Hem, hiçbir cihetle akıl kabûl eder mi ki; hadsiz rahmetli, muhabbetli ve nihâyet derecede şefkatli ve kendi san'atını çok sever ve kendini sevdirip ve kendini sevenleri ziyâde seven bir Zât-ı Kadîr-i Hakîm, en ziyâde kendini seven ve sevimli ve sevilen ve Sâni'ini fıtraten perestiş eden hayatı ve hayatın zâtı ve cevheri olan rûhu, mevt-i ebedî ile i'dâm edip kendinden o sevgili muhibbini ve habîbini ebedî bir sûrette küstürsün, darıltsın, dehşetli rencîde ederek sırr-ı rahmetini ve nur-u muhabbetini inkâr etsin ve ettirsin! Hâşâ, yüzbin defa hâşâ ve kellâ!..

Bu kâinâtı cilvesiyle süslendiren bir Cemâl-i Mutlak ve umum mahlûkatı sevindiren bir Rahmet-i Mutlaka, böyle hadsiz bir çirkinlikten

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.