bir takvâ ve ubûdiyete sâhib olmak ve hem bunlarla beraber, harb cebhesinde de fedâi olarak gönüllü askerleriyle muhârebe etmiş olmak ve harb cebhesinde, avcı hattında dahi, fırsat buldukça Kur'ân’ın en ince nüktelerini ve hàrika i'câzını beyân eden bir Kur'ân tefsiri te'lif etmiş olmak ve aynı zamanda nefis mücâdelesinde de gâlib olup, nefsini de dine hizmetkâr yapmak ve hürriyeti gasbedilerek, ücra bir köye sürgün edilip, tecrid-i mutlak ve tarassudlar ve her türlü azablar içinde ablukaya alınıp, Engizisyon zulümlerini çok geride bırakan hâkim bir kuvvetin tazyîkatı altında, cânî canavarların pek vahşî işkenceleri içinde, ( Sırran tenevveret ) sırrıyla, perde altında Risale-i Nur eserleri gibi eserler neşretmek ve böylece cihanın maddî, manevî “ Fâtih ”i olan Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyesinin bir hizmetkârı olarak, bugün milyonlara bâliğ olan bir câmiayı, inâyet-i İlâhî ile Kur'ân-ı Hakîm’in cadde-i kübrâsında selâmetle ilerletmek ve mü'minlerin ve beşeriyetin sâdece dünyalarını değil, ebedî saâdetlerini te'mine Risale-i Nur gibi bir eserle vesile olmak; bu mezkûr hususiyetlerin manevî şahsında toplanması, Risale-i Nur müellifi Bediüzzaman Said Nursî gibi, tarihte hangi bir zâta daha nasîb olmuştur acaba?..
Evet kardeşlerim! Risale-i Nur, öyle bir ziyâ-i hakikat, öyle bir bürhân-ı hak ve bir sirâc-ı hakikat neşrediyor ve iki cihanın saâdetini te'min edecek, Kur'ân ve îmân hakikatlerini ders veriyor ve öyle bir lütf-u İlâhî’dir ki: Yirmibeş seneden beri, çoluk-çocuk, genç-ihtiyar, kadın-erkek, muallimi, feylesofu, talebesi, âlimi, mutasavvıfı gibi, herbir tabaka-i insaniye, bu Nur’un âşıkı, bu Nur’un pervânesi, bu Nur’un meclûbu, bu Nur’un muhibbi olmuşlar, bu Nur’a koşmuşlar, bu Nur’un sînesine atılmışlar, bu Nur’dan medet istemişler. Milyonlarca bahtiyar kimselerden müteşekkil muazzam bir kitle, bu Nur’la nurlanıp, bu Nur’la kurtulmuşlardır.
Evet kardeşlerim! Mahzen-i mu'cizât ve mu'cize-i kübrâ olan Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân’ın hakîki bir tefsiri olan Risale-i Nur, o kadar merak-âver, o kadar câzibedâr, o kadar dehşetli ve muazzam hakikatleri ders veriyor ve mesâili isbât ediyor ki; îmân ve İslâmiyet’in kıt'alar genişliğinde inkişaf ve fütûhâtına medâr oluyor ve olacaktır.
Evet Risale-i Nur, kalblere o derece bir aşk ve muhabbet, rûhlara o kadar bir vecd ve heyecan vermiş, akıl ve mantıkları öyle bir tarzda iknâ etmiş ve öyle bir itmi'nân-ı kalb hâsıl etmiştir ki, milyonlarca Nur Talebeleri’ne, kendini defalarca okutmuş, yazdırmış ve bir ömür boyunca mütâlaa ettirmiş ve senelerden beri âdeta kendi kendini neşretmiştir.
Azîz kardeşlerim! Ecnebî parmağıyla idare edilen zındıka komiteleri, İslâmiyet’i imha için, İslâm memleketlerinde, bilhassa Türkiye’de, öyle
