bir paydostur. Azrâil Aleyhisselâm bugün gelse, ‘Hoş geldin, safâ geldin.’ diye gülerek karşılayacağım. ” diyor.
Bediüzzaman, beşeri, Risale-i Nur’la sefâhet ve dalâletten kurtarırken, korku ve dehşet vermek tarzını takib etmiyor. Gayr-ı meşrû bir lezzetin içinde, yüz elemi gösterip, hissi mağlûb ediyor. Kalb ve rûhu hissiyata mağlûb olmaktan muhâfaza ediyor. Risale-i Nur’da muvâzenelerle küfür ve dalâlette, bir zakkum-u Cehennem tohumu olduğunu ve dünyada dahi Cehennem azabları çektirdiğini ve îmân ve İslâmiyet ve ibâdette, bir Cennet çekirdeği ve lezîz lezzetler ve zevkler ve Cennet meyveleri bulunduğunu, dünyada dahi bir nev'i mükâfâta nâil eylediğini isbât ediyor. Risale-i Nur; nifâk ve şikàkı, tefrikayı, fitne ve fesâdı kaldırıp; kardeşliği, uhuvvet-i diniyeyi, tesânüd ve teâvünü yerleştirir. Risale-i Nur mesleğinin bir esâsı da budur. Risale-i Nur, gurur ve kibir ve hodfürûşluk ve zillet gibi, ahlâk-ı seyyieden kurtararak, tevâzu' ve mahviyet ve izzet ve vakar gibi güzel ahlâklara sâhib kılar.
Risale-i Nur, insan olan bir insana, acz ve fakrını derk ettirir. Bediüzzaman der ki: “ İnsan, acz ve fakrını anlamakla, tam Müslüman ve abd olur. ”
Bu dinsizleri mağlûb etmek için, yeni tahsili de yapalım diyenler veya yapanlar, Nur Risaleleri’ni devam ve sebatla mütâlaa ederek, bu hedeflerine vâsıl olurlar ve çare-i yegâne de budur. Hem böylelikle, mekteb ma'lûmâtları da maârif-i İlâhiye’ye inkılâb eder.
Ey, bin seneden beri İslâmiyet’in bayraktarlığını yapan bir milletin torunları olan cengâver rûhlu kardeşlerim!.. Bu zamanın ve gelecek asırların Müslümanlar’ı ve bizler, Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân’ın tefsiri olan öyle bir rehbere muhtacız ki: Tahkîkî îmân dersleriyle, îmân mertebelerinde terakkî ve teâlî ettirsin. Hem korkak değil, bil'akis Risale-i Nur Talebeleri gibi cesur ve kahraman ve fa'âl ve amel-i sâlih sâhibi, mütedeyyin, müttakì ve bununla beraber, şahsî rahatlık ve menfaatlerini îmân ve İslâmiyet’in kurtuluşu uğrunda fedâ eden, fedâi ve mücâhid Müslümanlar yetiştirsin, neme lâzımcılıktan kurtarsın. Hem, taarruz ve işkenceler ve ölüm ihtimalleri karşısında, tahkîkî îmân kuvvetinden gelen bir cesâretle, Kur'ân ve İslâmiyet cebhesinden asla çekilmeyen, “ Ölürsem şehîdim, kalırsam Kur'ân’ın hizmetkârıyım. ” diyen ve yılgınlık hâline düşmeyen sâdık ve ihlâslı, yalnız Allah rızâsı için hizmet eden, Nur Talebeleri gibi İslâmiyet hàdimleri yetiştirsin, böyle muazzez Müslümanlar meydâna getirsin.
Evet, bu asra öyle bir Kur'ân tefsiri lâzım ve elzemdir ki: Risale-i Nur gibi, akıl, fikir ve mantıkı çalıştırsın, rûh ve kalb ve vicdânı tenvir etsin. Müslümanlar’ı, beşeri uyandırsın; intibâh versin; gafletten kurtarsın.
