İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 737 / 765
737

Hunhar din düşmanlarının, dünyevî satvet ve şevketleri, Bediüzzaman’ı kat'iyyen atâlete düşürtememiştir. “ Vazifem Kur'ân’a hizmettir. Gâlib etmek, mağlûb etmek Cenâb-ı Hakk’a aittir. ” diye îmân ederek, bir ân bile fa'âliyetten geri kalmamıştır. Evet Hazret-i Üstad, öyle bir himmet-i azîmeye mâliktir ki; ona icra edilen müdhiş mezâlim, bu himmetin mukâbilinde te'sirsiz kalmağa mahkûm olmuştur.

Bediüzzaman, arz ve semâvâttaki mevcûdâtı, hayret ve istihsânla temâşâ eder. Kırlarda ve dağlarda hususan bahar mevsiminde çok gezinti yapar. O seyrangâhlarda zihnen meşguliyet ve dakîk bir tefekkür ve dâimî bir huzur hâlindedir. Ağaç ve nebâtât ve çiçekleri, مَا شَاءَ اللّٰهُ بَارَكَ اللّٰهُ فَتَبَارَكَ اللّٰهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ “ Ne güzel yaratılmışlar. ” diyerek, ibret nazarıyla onları seyreder; kâinât kitabını okur. Her a'zâ ve hâsseleri gibi, gözünü de dâima Cenâb-ı Hak hesabına ve izni dâiresinde çalıştırır. Gözü, şu kitab-ı kebîr-i kâinâtın bir mütâlaacısı ve şu âlemdeki mu'cizât-ı san'at-ı Rabbâniye’nin bir seyircisidir. Ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin bir mübârek arısı derecesindedir.

Üstad, hususî hayatında mütevâzi, vazife başında vakûrdur. Tevâzu' ve mahviyette nümûne-i misâl olacak bir mertebededir. Bu mevzûda der ki: “ Bir nefer nöbette iken, başkumandan da gelse, silâhını bırakmayacak. Ben Kur'ân’ın bir hizmetkârı ve bir neferiyim. Vazife başında iken karşıma kim çıkarsa çıksın, Hak budur derim, başımı eğmem. ”

Hülâsa olarak arz ederiz ki: Bediüzzaman, ihlâs-ı tâmmeye mâlik, hàrikulâde, hakîki bir müfessir-i Kur'ân’dır. Hem ihlâs-ı etemme vâsıl olmuş, kahraman ve yektâ bir Hàdim-i Kur'ân’dır. Risale-i Nur’un müellifi olmak itibariyle; hem bir mütekellim-i a'zamdır, hem ilimde gayet derecede mütebahhir ve râsih, muhakkìk ve müdakkik bir allâmedir, hem ilm-i mantıkın yüksek, nazîrsiz bir üstadıdır.

Ta'likàt nâmındaki te'lifâtı, mantıkta bir şâheserdir. Hem mümtâz ve hak-perest ve hakikat-bîn bir dâhîdir, hem Kur'ân’la barışık müstakîm felsefenin hakikat-perver bir feylesofudur, hem nazîrsiz bir sosyolog ( ictimâiyatçı ) ve bir psikolog ( rûhiyâtçı ) ve bir pedagogdur ( terbiyeci ), hem dâima hakikat terennüm etmiş ve eden, yüksek ve emsâlsiz ve dâhî bir müellif ve edîbdir.

Said Nursî, senelerden beri şiddetli bir istibdâd ve takyidat altında bulundurulup tanıttırılmadığı ve hem de kendisi, şahsî kemâlâtını setrettiği, gizlediği için; mezkûr sıfatların herbirisine muttali' olamayan bulunabilir. Hem bunlar ve hem Risale-i Nur’un hususiyetleri hakkındaki beyânâtımız,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.