İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 67 / 765
67

Evet, meselâ: Hayvanatın zaîflerinin ve yavrularının rızık ve terbiyeleri hususunda görünen lütûf ve sühûleti gösteriyor ki: Şu kâinâtın Mâlik’i, nihâyetsiz bir rahmetle Rubûbiyet eder. Rubûbiyet’inde bu derece rahîmâne bir şefkat, hiç kàbil midir ki; mahlûkatın en efdalinin en güzel duâsını kabûl etmesin! Bu hakikati “Ondokuzuncu Söz” de izâh ettiğim vechile, şurada dahi mükerreren şöyle beyân edelim:

Ey nefsimle beraber beni dinleyen arkadaş! Hikâye-i temsîliyede demiştik; bir adada bir ictimâ' var... Bir Yâver-i Ekrem bir nutuk okuyor. Onun işâret ettiği hakikat şöyledir ki: Gel! Bu zamandan tecerrüd edip, fikren Asr-ı Saâdet’e ve hayâlen Cezîretü'l-Arab’a gidiyoruz. Tâ ki, Resûl-i Ekrem’i vazife başında ve ubûdiyet içinde görüp, ziyaret ederiz. Bak! O Zât nasıl ki risaletiyle, hidayetiyle saâdet-i ebediyenin sebeb-i husûlü ve vesile-i vusûlüdür; onun gibi ubûdiyetiyle ve duâsıyla o saâdetin sebeb-i vücûdu ve Cennet’in vesile-i icâdıdır.

İşte bak! O Zât öyle bir salât-ı kübrâda, bir ibâdet-i ulyâda saâdet-i ebediye için duâ ediyor ki, güyâ bu cezîre, belki bütün Arz O’nun azametli namazıyla namaz kılar, niyâz eder. Çünkü ubûdiyeti ise; O’na ittibâ' eden ümmetin ubûdiyetini tazammun ettiği gibi, muvâfakat sırrıyla bütün enbiyânın sırr-ı ubûdiyetini tazammun eder.

Hem o salât-ı kübrâyı öyle bir cemâat-i uzmâda kılar, niyâz ediyor ki; güyâ Benî Âdem’in, Hazret-i Âdem’den asrımıza belki kıyâmete kadar bütün nurânî ve kâmil insanlar, O’na tebaiyetle iktidâ edip duâsına âmîn derler. (Hâşiye) [^13]

[^13]:(Hâşiye) Evet, münâcât-ı Ahmediye (A.S.M.) zamanından şimdiye kadar bütün ümmetin bütün salâtları ve salavâtları O'nun duâsına bir âmîn-i dâimî ve bir iştirâk-i umumîdir. Hattâ O'na getirilen herbir salavât dahi, O'nun duâsına birer âmîndir ve ümmetinin herbir ferdi, herbir namazın içinde O'na salât ve selâm getirmek ve kametten sonra Şâfiî'lerin O'na duâ etmesi; O'nun saâdet-i ebediye hususundaki duâsına gayet kuvvetli ve umumî bir âmîndir. İşte bütün beşerin fıtrat-ı insaniyet lisân-ı hâliyle, bütün kuvvetiyle istediği bekà ve saâdet-i ebediyeyi; o nev'-i beşer nâmına, Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) istiyor ve beşerin nurânî kısmı, O'nun arkasında âmîn diyorlar. Acaba hiç mümkün müdür ki; şu duâ, kabûle karîn olmasın!

Bak! Hem öyle bekà gibi bir hâcet-i âmme için duâ ediyor ki; değil ehl-i arz, belki ehl-i semâvât, belki bütün mevcûdât niyâzına iştirâk edip lisân-ı hâl ile: “Oh.. evet yâ Rabbenâ! Ver. Duâsını kabûl et. Biz de istiyoruz..” diyorlar.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.