İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 621 / 765
621

meşrû dâiresinde kanâatkârâne kazanmak ve mütefekkirâne, müteşekkirâne yemektir.

Hem peder ve vâlideyi, şefkat ile techiz eden ve seni onların merhametli elleriyle terbiye ettiren hikmet ve rahmet hesabına onlara hürmet ve muhabbet, Cenâb-ı Hakk’ın muhabbetine aittir. O muhabbet ve hürmet, şefkat; Allah için olduğuna alâmeti şudur ki; onlar ihtiyar oldukları ve sana hiçbir fâideleri kalmadığı ve seni zahmet ve meşakkate attıkları zaman, daha ziyâde muhabbet ve merhamet ve şefkat etmektir.

﴿ اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَٓا اَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ ﴾

âyeti, beş mertebe hürmet ve şefkate evlâdı dâvet etmesi, Kur'ân’ın nazarında vâlideynin hukukları, ne kadar ehemmiyetli ve ukûkları, ne derece çirkin olduğunu gösterir.

Mâdem peder, kimseyi değil, yalnız veledinin kendinden daha ziyâde iyi olmasını ister. Ona mukâbil veled dahi, pedere karşı hak da'vâ edemez. Demek vâlideyn ve veled ortasında fıtraten sebeb-i münâkaşa yok. Zîra münâkaşa, ya gıbta ve hasedden gelir. Pederde oğluna karşı o yok. Veya münâkaşa, haksızlıktan gelir. Veledin hakkı yoktur ki; pederine karşı hak da'vâ etsin. Pederini haksız görse de, ona isyan edemez. Demek, pederine isyan eden ve onu rencîde eden, insan bozması bir canavardır.

Ve evlâdlarını; o Zât-ı Rahîm-i Kerîm’in hediyeleri olduğu için, kemâl-i şefkat ve merhamet ile onları sevmek ve muhâfaza etmek, yine Hakk’a aittir. Ve o muhabbet ise, Cenâb-ı Hakk’ın hesabına olduğunu gösteren alâmet ise; vefâtlarında sabır ile şükürdür, me'yûsâne feryâd etmemektir. “Hàlık’ımın benim nezâretime verdiği sevimli bir mahlûku idi, bir memlûkü idi. Şimdi hikmeti iktiza etti, benden aldı, daha iyi bir yere götürdü. Benim o memlûkte bir zâhirî hissem varsa, hakîki bin hisse onun Hàlık’ına aittir. اَلْحُكْمُ اللّٰهِ deyip teslîm olmaktır.

Hem dost ve ahbab ise; eğer onlar îmân ve amel-i sâlih sebebiyle Cenâb-ı Hakk’ın dostları iseler, اَلْحُبُّ فِي اللّٰهِ sırrınca, o muhabbet dahi, Hakk’a aittir.

Hem refîka-i hayatını; Rahmet-i İlâhiye’nin mûnis, latîf bir hediyesi olduğu cihetiyle sev ve muhabbet et. Fakat çabuk bozulan hüsn-ü sûretine muhabbetini bağlama. Belki, kadının en câzibedâr, en tatlı güzelliği, kadınlığa mahsûs bir letâfet ve nezâket içindeki hüsn-ü sîretidir.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.