İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 606 / 765
606

Hem meselâ: Adâlet-perver, ihkàk-ı hakkı sever ve ondan zevk alır bir hâkim, mazlumların haklarını vermekten ve mazlumların teşekkürlerinden ve zâlimleri tecziye etmekle mazlumların intikamlarını almaktan nasıl memnun olur, bir zevk alır...

İşte Hakîm-i Mutlak ve Âdil-i Bilhak ve Kahhâr-ı Zülcelâl, değil yalnız cin ve inste, belki bütün mevcûdâtta ihkàk-ı haktan, yani herşeye hakk-ı vücûdu ve hakk-ı hayatı vermekten ve vücûd ve hayatını mütecâvizlerden muhâfaza etmekten ve dehşetli mevcûdları, tecâvüzlerden tevkìf ve durdurmaktan, hususan mahşerde ve dâr-ı âhirette cin ve insin muhâkemesinden başka bütün zîhayata karşı tecellî-i kübrâ-yı adl ve hikmetten gelen maânî-i mukaddeseyi kıyâs edebilirsin.

İşte şu üç misâl gibi, binbir Esmâ-i İlâhiye’nin herbirinde pek çok tabakàt-ı hüsün ve cemâl ve fazl ve kemâl bulunduğu gibi, pek çok merâtib-i muhabbet ve iftihar ve izzet ve kibriyâ vardır.

İşte bundandır ki; “Vedûd” ismine mazhar olan muhakkìkîn-i evliyâ; “Bütün kâinâtın mâyesi, muhabbettir. Bütün mevcûdâtın harekâtı, muhabbetledir. Bütün mevcûdâttaki incizab ve cezbe ve câzibe kanunları, muhabbettendir.” demişler. Onlardan birisi demiş:

فَلَكْ مَسْتْ، مَلَكْ مَسْتْ، نُجومْ مَسْتْ، سَمَوَاتْ مَسْتْ،

شَمْسْ مَسْتْ، قَمَرْ مَسْتْ، زَمِينْ مَسْت، عَنَاصِرْ مَسْتْ،

نَبَاتْ مَسْتْ، شَجَرْ مَسْتْ، بَشَرْ مَسْت، سَرَاسَرْ ذِى حَيَاتْ مَسْت،

هَمَه ذَرَّاتِ مَوْجُودَاتْ بَرَابَرْ مَسْت، دَرْمَسْتَسْت

Yani: Muhabbet-i İlâhiye’nin tecellîsinde ve o şarab-ı muhabbetten herkes isti'dâdına göre mesttir. Ma'lûmdur ki; her kalb, kendine ihsân edeni sever ve hakîki kemâle muhabbet eder ve ulvî cemâle meftûn olur. Kendiyle beraber sevdiği ve şefkat ettiği zâtlara dahi ihsân edeni daha pek çok sever. Acaba –sâbıkan beyân ettiğimiz gibi– herbir isminde binler ihsân defineleri bulunan ve bütün sevdiklerimizi ihsânatıyla mes'ûd eden ve binler kemâlâtın menba'ı olan ve binler tabakàt-ı cemâlin medârı olan binbir esmâsının müsemmâsı olan Cemîl-i Zülcelâl, Mahbûb-u Zülkemâl, ne derece aşk ve muhabbete lâyık olduğu ve bütün kâinât, O’nun muhabbetiyle mest ve sergerdân olmasının şâyeste bulunduğu anlaşılmaz mı!

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.