İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 605 / 765
605

etmişiz. O mânâların birer lem'asına bakmak istersen, gelecek temsîlâtın dûrbîni ile bak:

Meselâ: Nasıl ki; sehàvetli, âlîcenâb, müşfik bir zât; güzel bir ziyâfeti, gayet fakir ve aç ve muhtaç olanlara vermek için, seyahat eden güzel bir gemisine serer. Kendi de üstünde seyreder. O fukaranın minnetdârâne tena'umları ve o aç olanların müteşekkirâne telezzüzleri ve o muhtaç olanların senâkârâne memnuniyetleri, ne derece o kerîm zâtı mesrûr ve müferrah eder, ne kadar onun hoşuna gider, anlarsın.

İşte, küçücük bir sofranın hakîki mâliki olmayan ve bir tevzîat memuru hükmünde olan bir insanın mesrûriyeti böyle ise; cin ve insi ve hayvanatı, fezâ-yı âlem denizinde seyr ve seyahat ettiren ve bir sefîne-i Rabbâniye olan koca zeminin üstüne bindirip, yüzünde hadsiz envâ'-ı mat'ûmâtı câmi' bir sofrayı serip, bütün zîhayatı küçük bir kahvaltı nev'inde o ziyâfete dâvet etmekle beraber; gayet mükemmel ve bütün envâ'-ı lezâizi câmi', sermedî, ebedî bir dâr-ı bekàda Cennetleri, herbirisini birer sofra-i ni'met ederek hadsiz lezâizi ve letâifi câmi' bir tarzda, nihâyetsiz bir zamanda, nihâyetsiz muhtaç, nihâyetsiz müştâk, nihâyetsiz ibâdına, hakîki yemek için ziyâfet açan bir Rahmân-ı Rahîm’e ait ve tâbirinde âciz olduğumuz meânî-i mukaddese-i muhabbeti ve netâic-i rahmeti kıyâs edebilirsin.

Hem meselâ: Mâhir bir san'at-perver, mehâretini göstermeyi sever bir usta; güzel, plaksız konuşan fonoğraf gibi bir san'atı icâd ettikten sonra, onu kurup tecrübe ediyor, gösteriyor. O san'atkârın düşündüğü ve istediği neticeleri en mükemmel bir tarzda gösterse, onun mûcidi, ne kadar iftihar eder, ne kadar memnun olur, ne derece hoşuna gider; kendi kendine “Bârekallâh” der.

İşte küçücük bir insan, icâdsız, sırf sûrî bir san'atçığı ile, bir fonoğrafın güzel işlemesiyle böyle memnun olsa; acaba bir Sâni'-i Zülcelâl, koca kâinâtı, bir mûsikî, bir fonoğraf hükmünde icâd ettiği gibi, zemini ve zemin içindeki bütün zîhayatı ve bilhassa zîhayat içinde insanın başını öyle bir fonoğraf-ı Rabbânî ve bir musîka-i İlâhî tarzında yapmış ki, hikmet-i beşer, o san'at karşısında hayretinden parmağını ısırıyor.

İşte bütün o masnûât, bütün onlardan matlûb neticeleri, nihâyet derecede ve gayet güzel bir sûrette gösterdiklerinden ve ibâdât-ı mahsûsa ve tesbihât-ı hususiye ve tahiyyât-ı muayyene ile tâbir edilen evâmir-i tekvîniyeye karşı onların itâatleri ve onlardan matlûb olan makàsıd-ı Rabbâniye’nin husûlünden hâsıl olan ve iftihar ve memnuniyet ve ferâhla, tâbir edemediğimiz maânî-i mukaddese ve şuûn-u münezzeh, o derece àlî ve mukaddestir ki; bütün ukùl-ü beşer ittihâd edip bir akıl olsa, yine onların künhüne yetişemez ve ihâta edemez.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.