حَرَكَةً فِي حِكْمَةٍ Hem, semânın yüzünde, hikmet içinde bir hareketi görmeği âyet emrediyor. Evet, gayet acîb ve azîm o harekât, gayet dakîk ve geniş hikmet içindedir. Nasıl ki, bir fabrikanın çarklarını ve dolaplarını bir hikmet içinde çeviren bir san'atkâr, fabrikanın azamet ve intizamı derecesinde derece-i san'at ve mehâretini gösterir; öyle de; koca Güneş’e, seyyârât ile beraber fabrika vaziyetini veren ve o müdhiş azîm küreleri sapan taşları misillû ve fabrika çarkları gibi etrafında döndüren bir Kadîr-i Zülcelâl’in derece-i kudret ve hikmeti, o nisbette nazara tezâhür eder.
تَلَئْلُئًا فِي حَشْمَةٍ تَبَسُّمًا فِي زِينَةٍ Yani: Hem, semâvât yüzünde öyle bir haşmet içinde bir parlamak ve bir zînet içinde bir tebessüm var ki, Sâni'-i Zülcelâl’in ne kadar muazzam bir saltanatı, ne kadar güzel bir san'atı olduğunu gösterir. Donanma günlerinde kesretli elektrik lambaları, sultanın derece-i haşmetini ve terakkiyât-ı medeniyede derece-i kemâlini gösterdiği gibi; koca semâvât, o haşmetli, zînetli yıldızlarıyla Sâni'-i Zülcelâl’in kemâl-i saltanatını ve cemâl-i san'atını, öylece nazar-ı dikkate gösteriyorlar.
مَعَ اِنْتِظَامِ الْخِلْقَةِ ❀ مَعَ اِتِّزَانِ الصَّنْعَةِ Hem diyor ki: Semânın yüzündeki mahlûkatın intizamını, dakîk mîzanlar içinde masnûâtın mevzûniyetini gör ve anla ki: Onların Sâni'i ne kadar Kadîr ve ne kadar Hakîm olduğunu bil. Evet, muhtelif ve küçük cirimleri veyâhut hayvanları döndüren ve bir vazife için çeviren ve bir mîzan-ı mahsûs ile herbirini muayyen bir yolda sevkeden bir Zât’ın derece-i iktidar ve hikmetini ve hareket eden cirmlerin O’na derece-i itâat ve musahhariyetlerini gösterdikleri gibi; koca semâvât o dehşetli azametiyle, hadsiz yıldızlarıyla ve o yıldızlar da dehşetli büyüklükleriyle ve gayet şiddetli hareketleriyle beraber, zerre mikdar ve bir sâniyecik kadar hududlarından tecâvüz etmemeleri, bir âşire-i dakika kadar vazifelerinden geri kalmamaları, Sâni'-i Zülcelâl’lerinin ne kadar dakîk bir mîzan-ı mahsûs ile Rubûbiyet’ini icra ettiğini nazar-ı dikkate gösterirler.
Hem de şu âyet gibi Sûre-i Amme’de ve sâir âyetlerde beyân olunan teshìr-i Şems ve Kamer ve nücûmla işâret ettiği gibi:
تَشَعْشُعُ سِرَاجِهَا، تَهَلْهُلُ مِصْبَاحِهَا، تَلَئْلُؤُ نُجُومِهَا، تُعْلِنُ لِاَهْلِ النُّهٰى، سَلْطَنَةً بِلَا اِنْتِهَاءٍ
