İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 577 / 765
577

İşim var, beni meşgul etme! Hem senin gibi âciz, câmid, sağır, kör bir şey, bize hiçbir cihetle karışamaz. Çünkü; bizde o derece ince ve nâzik ve mükemmel bir intizam (Hâşiye) [^2] var ki; eğer bize hükmeden bir Hakîm-i Mutlak ve Kadîr-i Mutlak ve Alîm-i Mutlak olmazsa, intizamımız bozulur, nizâmımız karışır.”

[^2]:(Hâşiye) Sâni'-i Hakîm, beden-i insanı, gayet muntazam bir şehir hükmünde halketmiştir. Damarların bir kısmı, telgraf ve telefon vazifesini görür. Bir kısmı da, çeşmelerin boruları hükmünde, âb-ı hayat olan kanın cevelânına medârdırlar. Kan ise, içinde iki kısım küreyvât halkedilmiş. Bir kısmı, küreyvât-ı hamrâ tâbir edilir ki; bedenin hüceyrelerine erzâk dağıtıyor ve bir kanun-u İlâhi ile hüceyrelere erzâk yetiştiriyor (Tüccar ve erzâk memurları gibi). Diğer kısmı küreyvât-ı beyzâdırlar ki; ötekilere nisbeten ekalliyettedirler. Vazifeleri, hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır ki; ne vakit müdafaaya girseler Mevlevî gibi iki hareket-i devriye ile, sür'atli bir vaziyet-i acîbe alırlar. Kanın hey'et-i mecmuası ise, iki vazife-i umumiyesi var. Biri, bedendeki hüceyrâtın tahribâtını tamir etmek; diğeri, hüceyrâtın enkàzlarını toplayıp, bedeni temizlemektir. Evride ve şerâyin nâmında iki kısım damarlar var ki: Biri sâfî kanı getirir, dağıtır; sâfî kanın mecrâlarıdır. Diğer kısmı, enkàzı toplayan bulanık kanın mecrâsıdır ki -şu ikinci ise- kanı, "Ree" denilen nefesin geldiği yere getirirler. Sâni'-i Hakîm; havada iki unsur halketmiştir. Biri azot, biri müvellidü'l-humuza. Müvellidü'l-humuza ise: Nefes içinde kana temâs ettiği vakit, kanı telvîs eden karbon unsur-u kesifini kehribâr gibi kendine çeker, ikisi imtizaç eder. Buhârî hâmız-ı karbon denilen (semli havâî) bir maddeye inkılâb ettirir. Hem harâret-i garîziyeyi te'min eder, hem kanı tasfiye eder. Çünkü; Sâni'-i Hakîm, fenn-i kimyada, aşk-ı kimyevî tâbir edilen bir münâsebet-i şedîdeyi, müvellidü'l-humuza ile karbona vermiş ki: O iki unsur, birbirine yakın olduğu vakit, o kanun-u İlâhî ile, o iki unsur imtizaç ederler. Fennen sâbittir ki: İmtizaçtan harâret hâsıl olur. Çünkü imtizaç, bir nev'i ihtiraktır. Şu sırrın hikmeti budur ki: O iki unsurun herbirisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var. İmtizaç vaktinde her iki zerre, yani onun zerresi, bunun zerresiyle imtizaç eder, bir tek hareketle hareket eder. Bir hareket muallak kalır. Çünkü; imtizaçtan evvel iki hareket idi; şimdi iki zerre, bir oldu. Her iki zerre, bir zerre hükmünde bir hareket aldı. Diğer hareket, Sâni'-i Hakîm'in bir kanunu ile harârete inkılâb eder. Zâten "Hareket, harâreti tevlîd eder." bir kanun-u mukarreredir. İşte bu sırra binâen beden-i insanîdeki harâret-i garîziye, bu imtizac-ı kimyeviye ile te'min edildiği gibi kandaki karbon alındığı için kan dahi sâfî olur. İşte nefes dâhile girdiği vakit, vücûdun hem âb-ı hayatını temizliyor, hem nâr-ı hayatı iş'âl ediyor. Çıktığı vakit, ağızda, mu'cizât-ı kudret-i İlâhiye olan kelime meyvelerini veriyor... فَسُبْحَانَ مَنْ تَحَيَّرَ فِي صُنْعِهِ الْعُقُولُ

Sonra o müddeî, onda da me'yûs oldu. Bir insanın bedenine rast gelir. Yine kör tabiat ve serseri felsefe lisânı ile tabîiyyûnun dedikleri gibi der ki: “Sen benimsin. Seni yapan benim veya sende hissem var.” Cevaben o beden-i insan, hakikat ve hikmet diliyle ve intizamının lisân-ı hâliyle der ki:

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.