İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 55 / 765
55

Sen de görüyorsun ki; o Fermân-ı A'zam’da öyle i'câzkâr bir tuğrâ var ki, hiçbir vecihle kàbil-i taklid değil. Senin gibi sersemlerden başka herkes; o fermân, Pâdişah’ın fermânı olduğunu kat'î bilir ve o parlak Yâver-i Ekrem’de öyle nişanlar var ki, senin gibi körlerden başka herkes o Zât’ı, Pâdişah’ın pek doğru tercümân-ı evâmiri olduğunu yakìnen anlar.

Acaba o Yâver-i Ekrem o Fermân-ı A'zam’la beraber bütün kuvvetiyle da'vâ edip tebliğ ettikleri şu tebdil-i memleket mes'elesi, hiç kàbil midir ki; i'tirâz kabûl etsin? Evet kàbil değil! İllâ ki, bütün bu gördüğümüz herşeyi inkâr edesin.

Şimdi ey arkadaş! Söz senindir, söyle. Ne diyorsan de!

– Ben ne diyeceğim, daha buna karşı bir şey denilebilir mi? Gündüz ortasında güneşe karşı söz söylenebilir mi? Yalnız derim ki: “Elhamdülillâh; yüzbin defa şükür olsun ki; vehim ve hevâ tahakkümünden, nefis ve heves esâretinden kurtulup, dâimî hapis ve zindândan halâs oldum ve inandım ki; bu karmakarışık, kararsız misâfirhânelerden başka ve kurb-u şâhânede bir diyar-ı saâdet vardır; biz de ona namzediz.”

İşte, Haşir ve Âhiret’ten kinâye ve ibaret olan şu hikâye-i temsîliye burada tamam oldu. Şimdi tevfik-i İlâhî ile hakikat-i ulyâya geçeceğiz. Geçmiş “Oniki Sûret” e mukâbil “Oniki Mütesânid Hakikat” ile bir “Mukaddime” beyân edeceğiz. ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.