ayrı ayrı birer cilve-i esmâsını ve birer ismini okutturuyor. İşte hiç mümkün müdür ki, şu bâdem ağacının Sâni'-i Zülcelâl’i ve Hakîm-i Zülcemâl’i, bu câmid ağaca bu kadar vazifeleri yükletsin; onun mânâsını bilen, ifâde eden, kâinâta ilân eden, Dergâh-ı İlâhiye’ye takdim eden, ona münâsib ve rûhu hükmünde bir melek-i müekkeli ona bindirmesin?
Ey arkadaş! Şuraya kadar beyânâtımız, kalbi kabûle ihzar etmek ve nefsi teslîme mecbur etmek ve aklı iz'âna getirmek için bir mukaddime idi. Eğer o mukaddimeyi bir derece fehmettin ise, melâikelerle görüşmek istersen hazır ol. Hem evhâm-ı seyyieden temizlen.
İşte Kur'ân âlemi, kapıları açıktır. İşte Kur'ân Cenneti مُفَتَّحَةُ الْاَبْوَابِ dır; gir bak. Melâikeyi o Cennet-i Kur'âniye içinde güzel bir sûrette gör. Herbir âyet-i tenzîl, birer menzildir. İşte şu menzillerden bak:
﴿ وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا ❀ فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا ❀ وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا ❀ فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا ❀ فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا ﴾ ﴿ وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا ❀ وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا ❀ وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا ❀ فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا ❀ فَالْمُدَبِّرَاتِ اَمْرًا ﴾ ﴿ تَنَزَّلُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْ ﴾ ﴿ عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ ﴾
Hem dinle:
﴿ سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ ❀ لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِاَمْرِه۪ يَعْمَلُونَ ﴾
senâlarını işit. Eğer cinnîlerle görüşmek istersen
﴾ قُلْ اُو۫حِىَ اِلَىَّ اَنَّـهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ ﴿ sûrlu sûreye gir, onları gör,
dinle ne diyorlar. Onlardan ibret al. Bak, diyorlar ki:
﴿ اِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا ❀ يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِـه۪ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَدًا ﴾ ∗∗∗
