İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 500 / 765
500

hizmet ediyorlar. Ve insan, müeccel ve muaccel iki ücret mukâbilinde o Sâni'-i Zülcelâl’in makàsıdını bilerek tevfik-i hareket etmek ve herşeyde nefislerine de bir hisse çıkarmak ve sâir hademelere nezâret etmek ile istihdam edilmeleri, bilmüşâhede görünüyor. Elbette dördüncü kısım, belki en birinci kısım olan hizmetkârlar, ameleler bulunacaktır. Hem insana benzer ki, O Sâni'-i Zülcelâl’in makàsıd-ı külliyesini bilir bir ubûdiyet ile tevfik-i hareket ederler. Hem, insanın hilâfına olarak hazz-ı nefisten ve cüz'î ücretlerden tecerrüd ederek yalnız Sâni'-i Zülcelâl’in nazarı ile, emri ile, teveccühü ile, hesabı ile, nâmı ile ve kurbiyetiyle ihtisas ile ve intisab ile hâsıl ettikleri lezzet ve kemâl ve zevk ve saâdeti kâfî görüp, hàlisen muhlisen çalışıyorlar; cinslerine göre, kâinâttaki mevcûdâtın envâ'ına göre vazife-i ibâdetleri tenevvü' ediyor. Bir hükûmetin muhtelif dâirelerinde, muhtelif vazifedârları gibi, Saltanat-ı Rubûbiyet dâirelerinde vezâif-i ubûdiyeti ve tesbihâtı öyle tenevvü' ediyor. Meselâ: Hazret-i Mîkâil, yeryüzü tarlasında ekilen masnûât-ı İlâhiye’ye Cenâb-ı Hakk’ın havliyle, kuvvetiyle, hesabıyla, emriyle, bir nâzır-ı umumî hükmündedir. Tâbir câizse umum çitfçi-misâl melâikelerin reisidir. Hem Fâtır-ı Zülcelâl’in izniyle, emriyle, kuvvetiyle, hikmetiyle umum hayvanatın manevî çobanlarının reisi, büyük bir melek-i müekkeli vardır.

İşte mâdem şu mevcûdât-ı hariciyenin, herbirisinin üstünde, birer melek-i müekkel var olmak lâzım gelir; tâ ki, o cismin gösterdiği vezâif-i ubûdiyet ve hidemât-ı tesbihiyesini âlem-i melekûtta temsîl etsin, dergâh-ı Ulûhiyet’e bilerek takdim etsin; elbette Muhbir-i Sâdık’ın rivâyet ettiği melâikeler hakkındaki sûretler, gayet münâsibdir ve ma'kuldür. Meselâ, fermân etmiş ki: “Bazı melâikeler bulunur, kırk başı veya kırkbin başı var. Her başta kırkbin ağzı var. Herbir ağızda kırkbin dil ile, kırkbin tesbihât yapar.” Şu hakikat-i hadîsiyenin bir mânâsı var, bir de sûreti var. Mânâsı şudur ki: Melâikenin ibâdâtı, hem gayet muntazamdır, mükemmeldir; hem gayet küllîdir, geniştir. Ve şu hakikatin sûreti ise, şudur ki: Bazı büyük mevcûdât-ı cismâniye vardır ki, kırkbin baş, kırkbin tarz ile vezâif-i ubûdiyeti yapar. Meselâ; semâ, güneşlerle, yıldızlarla tesbihât yapar. Zemin tek bir mahlûk iken, yüzbin baş ile, her başta yüzbinler ağız ile, her ağızda yüzbinler lisân ile, vazife-i ubûdiyet ve tesbihât-ı Rabbâniye’yi yapıyor. İşte küre-i arza müekkel melek dahi âlem-i melekûtta şu mânâyı göstermek için öyle görülmek lâzımdır. Hattâ ben, mutavassıt bir bâdem ağacı gördüm ki; kırka yakın baş hükmünde büyük dalları var. Sonra bir dalına baktım; kırka yakın dili hükmünde küçük dalları var. Sonra o küçük dalının bir diline baktım; kırk çiçek açmıştır. O çiçeklere nazar-ı hikmetle dikkat ettim; herbir çiçek içinde kırka yakın incecik, muntazam püskülleri, renkleri ve san'atları gördüm ki; herbiri Sâni'-i Zülcelâl’in

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.