İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 380 / 765
380

istimâl edilir; öyle de, تَنَزُّلآتٌ اِلٰهِيَّةٌ اِلٰى عُقُولِ الْبَشَرِ denilen mütekellim üslûbunda muhâtabın derecesine sözüyle nüzûl edip öyle konuşan esâlîb-i Kur'âniye, en mütebahhir hükemânın fikirleriyle yetişemediği hakàik-ı gâmıza-i İlâhiye ve esrâr-ı Rabbâniye’yi müteşâbihât sûretinde bir kısım teşbihât ve temsîlât ile en ümmî bir âmiye ifhâm eder. Meselâ:

﴾ اَلرَّحْمٰنُ عَلٰى الْعَرْشِ اسْتَوٰى ﴿ bir temsîl ile Rubûbiyet-i İlâhiye’yi saltanat misâlinde ve âlemin tedbirinde mertebe-i Rubûbiyet’ini, bir Sultan’ın taht-ı saltanatında durup icra-yı hükûmet ettiği gibi bir misâlde gösteriyor.

Evet, Kur'ân, bu kâinât Hàlık-ı Zülcelâl’inin kelâmı olarak Rubûbiyet’inin mertebe-i a'zamından çıkarak, umum mertebeler üstüne gelerek, o mertebelere çıkanları irşad ederek, yetmişbin perdelerden geçerek, o perdelere bakıp tenvir ederek, fehm ve zekâca muhtelif binler tabaka muhâtablara feyzini dağıtıp ve nurunu neşrederek; kàbiliyetçe ayrı ayrı asırlar, karnlar üzerinde yaşamış ve bu kadar mebzûliyetle mânâlarını ortaya saçmış olduğu hâlde kemâl-i şebâbetinden, gençliğinden zerre kadar zâyi' etmeyerek gayet tarâvette, nihâyet letâfette kalarak gayet sühûletli bir tarzda, sehl-i mümteni' bir sûrette, her âmiye anlayışlı ders verdiği gibi, aynı derste, aynı sözlerle fehimleri muhtelif ve dereceleri mütebâyin pek çok tabakalara dahi ders verip iknâ eden, işbâ' eden bir kitab-ı mu'ciz-nümânın hangi tarafına dikkat edilse elbette bir lem'a-i i'câz görülebilir.

Elhâsıl: Nasıl “Elhamdülillâh” gibi bir lafz-ı Kur'ânî okunduğu zaman, dağın kulağı olan mağarasını doldurduğu gibi aynı lafız, sineğin küçücük kulakçığına da tamamen yerleşir; aynen öyle de: Kur'ân’ın mânâları, dağ gibi akılları işbâ' ettiği gibi, sinek gibi küçücük basit akılları dahi aynı sözlerle ta'lim eder, tatmin eder. Zîra Kur'ân, bütün ins ve cinnin bütün tabakalarını îmâna dâvet eder. Hem umumuna îmânın ulûmunu ta'lim eder, isbât eder. Öyle ise; avâmın en ümmîsî, hàvâssın en ehassına omuz omuza, diz dize verip beraber ders-i Kur'ânî’yi dinleyip istifade edecekler. Demek Kur'ân-ı Kerîm, öyle bir mâide-i semâviyedir ki; binler muhtelif tabakada olan efkâr ve ukùl ve kulûb ve ervâh, o sofradan gıdâlarını buluyorlar, müştehiyâtını alıyorlar. Arzuları yerine gelir. Hattâ pekçok kapıları kapalı kalıp istikbâlde geleceklere bırakılmıştır. Şu makama misâl istersen, bütün Kur'ân baştan nihâyete kadar bu makamın misâlleridir. Evet, bütün müçtehidîn ve sıddıkîn ve hükemâ-i İslâmiye ve muhakkìkîn ve ulemâ-i usûlü'l-fıkıh ve mütekellimîn ve evliyâ-i ârifîn ve aktâb-ı âşıkîn ve müdakkikîn-i ulemâ ve avâm-ı müslimîn gibi Kur'ân’ın tilmizleri ve

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.