İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 373 / 765
373

ki: Risalet’in hücceti o derece yakìnî ve haktır ki, hakkâniyette makam-ı ta'zîm ve hürmete çıkmış ki, onunla kasem ediliyor. İşte şu işâret ile der: “Sen Resûl’sün. Çünkü, senin elinde Kur'ân var. Kur'ân ise, haktır ve Hakk’ın kelâmıdır. Çünkü, içinde hakîki hikmet, üstünde sikke-i i'câz var.”

Hem makam-ı isbâtın îcâzlı ve i'câzlı misâllerinden şu;

﴿ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِىَ رَم۪يمٌ ❀ قُلْ يُحْي۪يهَا الَّذ۪ٓي اَنْشَأَهَٓا اَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَل۪يمٌ ﴾

Yani: “İnsan der: Çürümüş kemikleri kim diriltecek? Sen, de: Kim onları bidâyeten inşâ edip hayat vermiş ise, o diriltecek?” Onuncu Söz’ün Dokuzuncu Hakikati’nin üçüncü temsîlinde tasvir edildiği gibi; bir zât, göz önünde bir günde yeniden büyük bir orduyu teşkil ettiği hâlde, biri dese: “Şu zât, efrâdı, istirahat için dağılmış olan bir taburu bir boru ile toplar. Tabur nizâmı altına getirebilir.” Sen ey insan, desen: “İnanmam.”; ne kadar divânece bir inkâr olduğunu bilirsin. Aynen onun gibi; hiçten, yeniden ordu-misâl bütün hayvanat ve sâir zîhayatın tabur-misâl cesedlerini kemâl-i intizamla ve mîzan-ı hikmetle o bedenlerin zerrâtını ve letâifini “Emr-i kün feyekûn” ile kaydedip yerleştiren ve her karnda hattâ her baharda rû-yi zeminde yüzbinler ordu-misâl zevi'l-hayat envâ'larını, tâifelerini icâd eden bir Zât-ı Kadîr-i Alîm, tabur-misâl bir cesedin nizâmı altına girmekle birbiriyle tanışmış zerrât-ı esâsiye ve eczâ-yı asliyeyi bir sayha ile Sûr-u İsrâfil’in borusu ile nasıl toplayabilir? İstib'âd sûretinde denilir mi! Denilse, eblehçesine bir divâneliktir.

Makam-ı irşadda beyânât-ı Kur'âniye o derece müessir ve rakìktir ve o derece mûnis ve şefîktir ki; şevk ile rûhu, zevk ile kalbi, aklı merakla ve gözü yaşla doldurur. Binler misâllerinden yalnız şu:

﴿ ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِىَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةً... الخ ﴾

Yirminci Sözün Birinci Makamı’nda üçüncü âyet mebhasında isbât ve izâh edildiği gibi, Benî-İsrail’e der: “Mûsa Aleyhisselâm’ın asâsı gibi bir mu'cizesine karşı sert taş, oniki gözünden çeşme gibi yaş akıttığı hâlde, size ne olmuş ki; Mûsa Aleyhisselâm’ın bütün mu'cizâtına karşı lâkayd kalıp gözünüz kuru, yaşsız, kalbiniz katı, ateşsiz duruyor?” O Söz’de şu mânâ-yı irşadî izâh edildiği için oraya havâle ederek burada kısa kesiyorum.

Makam-ı ifhàm ve ilzamda binler misâllerinden yalnız şu iki misâle bak.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.