Üçüncü kısım ameleler:“Nebâtât” ve “Cemâdât” tır. Onların cüz'-i ihtiyarîleri olmadığı için, maaşları yoktur. Amelleri “hàlisen-livechillâh”dır ve Cenâb-ı Hakk’ın irâdesiyle ve ismiyle ve hesabıyla ve havl ve kuvvetiyledir. Fakat nebâtâtın gidişatlarından hissolunuyor ki, onların vezâif-i telkîh ve tevlîdde ve meyvelerin terbiyesinde bir çeşit telezzüzatları var. Fakat hiç teellümâta mazhar değiller. Hayvan muhtar olduğu için, lezzet ile beraber elemi de var. Cemâdât ve nebâtâtın amellerinde ihtiyar gelmediği için, eserleri de ihtiyar sâhibi olan hayvanların amellerinden daha mükemmel oluyor. İhtiyar sâhibi olanların içinde, arı emsâli gibi vahiy ve ilhâm ile tenevvür edenlerin amelleri, cüz'-i ihtiyarisine i'timâd edenlerin amellerinden daha mükemmeldir.
Yeryüzünün tarlasında nebâtâtın herbir tâifesi, lisân-ı hâl ve isti'dat diliyle Fâtır-ı Hakîm’den suâl ediyorlar, duâ ediyorlar ki: “Ya Rabbenâ! Bize kuvvet ver ki, yeryüzünün herbir tarafında tâifemizin bayrağını dikmekle, Saltanat-ı Rubûbiyet’ini lisânımızla ilân edelim ve rû-yi arz mescidinin herbir köşesinde sana ibâdet etmek için bize tevfik ver ve meşhergâh-ı arzın herbir tarafında senin Esmâ-i Hüsnâ’nın nakışlarını, senin bedî' ve antika san'atlarını kendi lisânımızla teşhîr etmek için bize bir revâc ve seyahate iktidar ver!” derler. Fâtır-ı Hakîm onların manevî duâlarını kabûl edip ki, bir tâifenin tohumlarına kıldan kanatçıklar verir. Her tarafa uçup gidiyorlar. Tâifeleri nâmına Esmâ-i İlâhiye’yi okutturuyorlar. (Ekser dikenli nebâtât ve bir kısım sarı çiçeklerin tohumları gibi.) Ve bir kısmına da insana lâzım veya hoşuna gidecek güzel et veriyor. İnsanı ona hizmetkâr edip her tarafa ekiyor. Bazı tâifelerine de, hazmolmayacak sert bir kemik üstünde hayvanlar yutacak bir et veriyor ki, hayvanlar onu çok taraflara dağıtıyorlar. Bazılara da çengelcikleri verip, her temâs edene yapışıyor. Başka yerlere giderek tâifesinin bayrağını dikerler, Sâni'-i Zülcelâl’in antika san'atını teşhîr ediyorlar. Ve bir kısmına da, acı düğelek denilen nebâtât gibi, saçmalı tüfek gibi bir kuvvet verir ki; vakti geldiği zaman onun meyvesi olan hıyarcık düşer, saçmalar gibi birkaç metre yerlere tohumcuklarını atar, zer'eder. Fâtır-ı Zülcelâl’in zikir ve tesbihini kesretli lisânlarla söylettirmeye çalışırlar ve hâkezâ.. kıyâs et.
Fâtır-ı Hakîm ve Kàdir-i Alîm, kemâl-i intizamla herşeyi güzel yaratmış, güzel techiz etmiş, güzel gayelere tevcîh etmiş, güzel vazifelerle tavzif etmiş, güzel tesbihât yaptırıyor, güzel ibâdet ettiriyor. Ey insan!.. İnsan isen, şu güzel işlere, tabiatı, tesâdüfü, abesiyeti, dalâleti karıştırma; çirkin etme, çirkin yapma, çirkin olma!
Dördüncü kısım: “İnsan” dır. Şu kâinât sarayında bir nev'i hademe olan insanlar, hem melâikeye benzer, hem hayvanata benzer. Melâikeye,
