İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 346 / 765
346

kıyâs et. Herbirinin amellerinin bülbül gibi çok gayeleri var. Onlar için de birer maaş-ı cüz'î hükmünde birer zevk-i mahsûs, hizmetlerinin içinde dercedilmiştir. O zevk ile san'at-ı Rabbâniye’deki mühim gayelere hizmet ediyorlar. Nasıl ki; bir sefîne-i Sultaniye’de bir nefer dümencilik edip bir cüz'î maaş alır; öyle de, hizmet-i Subhâniye’de bulunan bu hayvanatın birer cüz'î maaşları vardır.

Bülbül bahsine bir tetimme: Sakın zannetme ki; bu ilân ve dellâllık ve tesbihâtın nağamâtıyla teğannî, bülbüle mahsûstur. Belki ekser envâ'ın herbir nev'inin bülbül-misâli bir sınıfı var ki, o nev'in en latîf hissiyatını, en latîf bir tesbih ile, en latîf sec'alarla temsîl edecek birer latîf ferdi veya efrâdı bulunur. Hususan sinek ve böceklerin bülbülleri hem çoktur, hem çeşit çeşittirler ki, onlar bütün kulağı bulunanların en küçük hayvandan en büyüğüne kadar olanların başlarında tesbihâtlarını güzel sec'alarla onlara işittirip onları mütelezziz ediyorlar. Onlardan bir kısmı leylîdir. Gecede sükûta dalan ve sükûnete giren bütün küçük hayvanların kaside-hân enîsleri, gecenin sükûnetinde ve mevcûdâtın sükûtunda onların tatlı sözlü nutuk-hânlarıdır. Ve o meclis-i halvette olan zikr-i hafînin dâiresinde birer kutubdur ki, herbirisi onu dinler; kendi kalbleriyle Fâtır-ı Zülcelâl’lerine bir nev'i zikir ve tesbih ederler. Diğer bir kısmı, nehârîdir. Gündüzde ağaçların minberlerinde, bütün zîhayatların başlarında, yaz ve bahar mevsimlerinde yüksek âvâzlarıyla, latîf nağamât ile, sec'alı tesbihât ile Rahmânirrahîm’in rahmetini ilân ediyorlar. Güyâ bir zikr-i cehrî halkasının bir reisi gibi işitenlerin cezbelerini tahrîk ediyorlar ki; o vakit işitenlerin herbirisi lisân-ı mahsûsuyla ve bir âvâz-ı hususî ile Fâtır-ı Zülcelâl’inin zikrine başlar. Demek herbir nev'i mevcûdâtın, hattâ yıldızların da bir serzâkiri ve nur-efşân bir bülbülü var. Fakat, bütün bülbüllerin en efdali ve en eşrefi ve en münevveri ve en bâhiri ve en azîmi ve en kerîmi ve sesçe en yüksek ve vasıfça en parlak ve zikirce en etemm ve şükürce en eamm ve mâhiyetçe en ekmel ve sûretçe en ecmel, kâinât bostanında, arz ve semâvâtın bütün mevcûdâtını latîf seceâtıyla, lezîz nağamâtıyla, ulvî tesbihâtıyla vecde ve cezbeye getiren; nev'-i beşerin andelîb-i zîşanı ve Benî Âdem’in bülbül-ü zü'l-Kur'ân’ı: Muhammed-i Arabî’dir.

عَلَيْهِ وَعَلٰى آلِهِ وَاَمْثَالِهِ اَفْضَلُ الصَّلَاةِ وَاَجْمَلُ التَّسْلِيمَاتِ

Elhâsıl: Kâinât sarayında hizmet eden hayvanat, kemâl-i itâatle evâmir-i tekvîniyeye imtisal edip, fıtratlarındaki gayeleri güzel bir vecihle ve Cenâb-ı Hakk’ın nâmıyla izhâr ederek, hayatlarının vazifelerini bedî' bir tarz ile Cenâb-ı Hakk’ın kuvvetiyle işlemekle ettikleri tesbihât ve ibâdât, onların hedâyâ ve tahiyyâtlarıdır ki, Fâtır-ı Zülcelâl ve Vâhib-i Hayat dergâhına takdim ediyorlar.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.