zikir ve tesbih ve hamd ve ibâdet ve mârifet ve muhabbetin envârıyla teğaddî edip telezzüz ediyorlar. Çünkü; onlar nurdan mahlûk oldukları için gıdâlarına nur kâfîdir. Hattâ nura yakın olan râyiha-i tayyibe dahi onların bir nev'i gıdâlarıdır ki, ondan hoşlanıyorlar. Evet, ervâh-ı tayyibe, revâih-i tayyibeyi sever. Hem melekler, Ma'bûd’larının emriyle işledikleri işlerde ve O’nun hesabıyla işledikleri amellerde ve O’nun nâmıyla ettikleri hizmette ve O’nun nazarıyla yaptıkları nezârette ve O’nun intisabıyla kazandıkları şerefte ve O’nun mülk ve melekûtunun mütâlaasıyla aldıkları tenezzühte ve O’nun tecelliyât-ı cemâliye ve celâliyesinin müşâhedesiyle kazandıkları tena'umda öyle bir saâdet-i azîme vardır ki; akl-ı beşer anlamaz, melek olmayan bilemez.
Meleklerin bir kısmı âbiddirler, diğer bir kısmının ubûdiyetleri ameldedir. Melâike-i arziyenin amele kısmı, bir nev'i insan gibidir. Tâbir câiz ise, bir nev'i çobanlık ederler. Bir nev'i de çiftçilik ederler. Yani rû-yi zemin umumî bir mezraadır. İçindeki bütün hayvanatın tâifelerine Hàlık-ı Zülcelâl’in emriyle, izniyle, hesabıyla, havl ve kuvvetiyle bir melek-i müekkel nezâret eder. Ondan daha küçük herbir nev'i hayvanata mahsûs bir nev'i çobanlık edecek bir melâike-i müekkel var. Hem de rû-yi zemin bir tarladır; umum nebâtât onun içinde ekilir. Umumuna Cenâb-ı Hakk’ın nâmıyla, kuvvetiyle nezâret edecek müekkel bir melek vardır. Ondan daha aşağı bir melek bir tâife-i mahsûsaya nezâret etmekle Cenâb-ı Hakk’a ibâdet ve tesbih eden melekler var. Rezzâkıyet arşının hamelesinden olan Hazret-i Mîkâil Aleyhisselâm şunların en büyük nâzırlarıdır.
Meleklerin çoban ve çiftçiler mesâbesinde olanlarının insanlara müşâbehetleri yoktur. Çünkü; onların nezâretleri sırf Cenâb-ı Hakk’ın hesabıyladır ve O’nun nâmıyla ve kuvvetiyle ve emriyledir. Belki nezâretleri, yalnız Rubûbiyet’in tecelliyâtını, memur olduğu nev'ide müşâhede etmek ve kudret ve rahmetin cilvelerini o nev'ide mütâlaa etmek ve evâmir-i İlâhiye’yi o nev'e bir nev'i ilhâm etmek ve o nev'in ef'âl-i ihtiyariyesini bir nev'i tanzim etmekten ibarettir. Ve bilhassa zeminin tarlasındaki nebâtâta nezâretleri, onların tesbihât-ı maneviyelerini melek lisânıyla temsîl etmek ve onların hayatlarıyla Fâtır-ı Zülcelâl’e karşı takdim ettiği tahiyyât-ı maneviyelerini melek lisânıyla ilân etmek; hem onlara verilen cihâzâtı, hüsn-ü istimâl etmek ve bazı gayelere tevcîh etmek ve bir nev'i tanzim etmekten ibarettir. Melâikelerin şu hizmetleri, cüz'-i ihtiyarîleriyle bir nev'i kisbdir. Belki, bir nev'i ubûdiyet ve ibâdettir. Tasarruf-u hakîkileri yoktur. Çünkü; herşeyde Hàlık-ı Külli Şey’e hàs bir sikke vardır. Başkaları parmağını icâda karıştıramaz. Demek, melâikelerin şu nev'i amelleri ise, onların ibâdetidir. İnsan gibi, âdetleri değildir.
