Birinci nev'i: O’nun memlûk ve köleleridir. Bu nev'in, ne maaşı var ve ne de ücreti var. Belki onlar seyyidlerinin emriyle işledikleri her amelde, onların gayet latîf bir zevk ve hoş bir şevkleri vardır. Seyyidlerinin medhinden ve vasfından ne deseler onların zevkini ve şevkini ziyâde eder. Onlar O mukaddes Seyyidlerine intisablarını büyük bir şeref bilerek onunla iktifâ ediyorlar. Hem o Seyyidin nâmıyla, hesabıyla, nazarıyla işlere bakmalarından da manevî lezzet buluyorlar. Ücret ve rütbeye ve maaşa muhtaç olmuyorlar.
İkinci kısım ki: Bazı âmî hizmetkârlardır. Bilmiyorlar niçin işliyorlar. Belki, o Mâlik-i Zîşan onları istimâl ediyor. Kendi fikriyle ve ilmiyle onları çalıştırıyor. Onlara lâyık bir cüz'î ücret dahi veriyor. O hizmetkârlar bilmiyorlar ki; amellerine ne çeşit küllî gayeler, àlî maslahatlar terettüb ediyor. Hattâ bazıları tevehhüm ediyorlar ki, onların amelleri yalnız kendilerine ait o ücret ve maaşından başka gayesi yoktur.
Üçüncü kısım: O Mâlikü'l-Mülk’ün bir kısım hayvanatı var. Onları o şehrin, o sarayın binasında bazı işlerde istihdam ediyor, onlara yalnız bir yem veriyor. Onların da isti'datlarına muvâfık işlerde çalışmaları onlara bir telezzüz veriyor. Çünkü; bilkuvve bir kàbiliyet ve bir isti'dat, fiil ve amel sûretine girse; inbisat ile teneffüs eder, bir lezzet verir ve bütün fa'âliyetlerdeki lezzet bu sırdandır. Şu kısım hizmetkârların ücret ve maaşları, yalnız yem ve şu lezzet-i maneviyedir. Onunla iktifâ ederler.
Dördüncü kısım: Öyle amelelerdir ki, biliyorlar ne işliyorlar ve ne için işliyorlar ve kimin için işliyorlar ve sâir ameleler ne için işliyorlar ve o Mâlikü'l-Mülk’ün maksadı nedir, ne için işlettiriyor. İşte bu nev'i amelelerin sâir amelelere bir riyâset ve nezâretleri var. Onların derecât ve rütbelerine göre, derece derece maaşları var.
Aynen bunun gibi, semâvât ve arzın Mâlik-i Zülcelâl’i ve dünya ve âhiretin Bânî-i Zülcemâl’i olan Rabbü'l-Âlemîn, değil ihtiyaç için –çünkü; herşeyin Hàlık’ı O’dur– belki izzet ve azamet ve Rubûbiyet’in şuûnâtı gibi bazı hikmetler için, şu kâinât sarayında şu dâire-i esbâb içinde hem melâikeyi, hem hayvanatı, hem cemâdât ve nebâtâtı, hem insanları istihdam ediyor; onlara ibâdet ettiriyor. Şu dört nev'i, ayrı ayrı vezâif-i ubûdiyetle mükellef etmiştir.
Birinci kısım: Temsîlde memlûklere misâl “Melâike” lerdir. Melâikeler ise, onlarda mücâhede ile terakkiyât yoktur. Belki herbirinin sâbit bir makamı, muayyen bir rütbesi vardır. Fakat onların nefs-i amellerinde bir zevk-i mahsûsaları var. Nefs-i ibâdetlerinde derecâtlarına göre tefeyyüzleri var. Demek o hizmetkârlarının mükâfâtı hizmetlerinin içindedir. Nasıl insan, mâ, hava ve ziyâ ve gıdâ ile teğaddî edip telezzüz eder. Öyle de, melekler,
