Elbette “Yâ Celîl! Yâ Celîl! Yâ Azîz! Yâ Cebbâr!” dediklerini işiteceksin. Sonra deniz içinde ve zemin yüzünde merhamet ve şefkatle terbiye edilen küçük hayvanattan ve yavrulardan sor. “Ne diyorsunuz?” de. Elbette “Yâ Cemîl! Yâ Cemîl! Yâ Rahîm! Yâ Rahîm!” diyecekler. (Hâşiye) [^1] Semâyı dinle. Nasıl “Yâ Celîl-i Zülcemâl!” diyor. Ve arza kulak ver. Nasıl “Yâ Cemîl-i Zülcelâl!” diyor. Ve hayvanlara dikkat et. Nasıl “Yâ Rahmân! Yâ Rezzâk!” diyorlar. Bahardan sor. Bak nasıl, “Yâ Hannân! Yâ Rahmân! Yâ Rahîm! Yâ Kerîm! Yâ Latîf! Yâ Atûf! Yâ Musavvir! Yâ Münevvir! Yâ Muhsin! Yâ Müzeyyin!” gibi çok esmâyı işiteceksin. Ve insan olan bir insandan sor. Bak nasıl bütün Esmâ-i Hüsnâ’yı okuyor ve cebhesinde yazılı. Sen de dikkat etsen okuyabilirsin. Güyâ kâinât, azîm bir musîka-i zikriyedir. En küçük nağme, en gür nağamâta karışmakla, haşmetli bir letâfet veriyor. Ve hâkezâ kıyâs et.
[^1]:(Hâşiye) Hattâ bir gün kedilere baktım. Yalnız yemeklerini yediler, oynadılar, yattılar. Hâtırıma geldi: Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübârek denilir? Sonra gece yatmak için uzandım. Baktım o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi. Sarîh bir sûrette "Yâ Rahîm, Yâ Rahîm, Yâ Rahîm, Yâ Rahîm!" diyerek, güyâ hâtırıma gelen i'tirâzı ve tahkîri, tâifesi nâmına reddedip yüzüme çarptı. Aklıma geldi: Acaba şu zikir bu ferde mi mahsûstur; yoksa tâifesine mi âmmdır? Ve işitmek yalnız benim gibi haksız bir mu'terize mi münhasırdır; yoksa herkes dikkat etse bir derece işitebilir mi? Sonra sabahleyin başka kedileri dinledim. Çendan onun gibi sarîh değil, fakat mütefâvit derecede aynı zikri tekrar ediyorlar. Bidâyette hır-hırları arkasında "Yâ Rahîm" farkedilir. Gitgide hır-hırları, mır-mırları, aynı "Yâ Rahîm!" olur. Mahreçsiz, fasîh bir zikr-i hazîn olur. Ağzını kapar, güzel "Yâ Rahîm!" çeker. Yanıma gelen ihvânlara hikâye ettim. Onlar dahi dikkat ettiler, "Bir derece işitiyoruz." dediler. Sonra kalbime geldi: Acaba şu ismin vech-i tahsîsi nedir ve ne için insan şîvesiyle zikrederler; hayvan lisânıyla etmiyorlar? Kalbime geldi: Şu hayvanlar çocuk gibi çok nâzdâr ve nâzik ve insana karışık bir arkadaş olduğundan çok şefkat ve merhamete muhtaçtırlar. Okşandığı vakit hoşlarına giden taltifleri gördükleri zaman, o ni'mete bir hamd olarak, kelbin hilâfına olarak esbâbı bırakıp yalnız kendi Hàlık-ı Rahîm'inin rahmetini kendi âleminde ilân ile nevm-i gaflette olan insanları îkaz ve "Yâ Rahîm!" nidâsıyla; "Kimden medet gelir ve kimden rahmet beklenir." esbâb-perestlere ihtar ediyorlar.
Fakat, çendan insan bütün esmâya mazhardır; fakat kâinâtın tenevvü'ünü ve melâikenin ihtilâf-ı ibâdâtını intac eden tenevvü'-ü esmâ, insanların dahi bir derece tenevvü'üne sebeb olmuştur. Enbiyânın ayrı ayrı şerîatları, evliyânın başka başka tarîkatları, asfiyânın çeşit çeşit meşrebleri şu sırdan neş'et etmiştir. Meselâ: İsâ Aleyhisselâm, sâir esmâ ile beraber Kadîr ismi onda daha gâlibdir. Ehl-i aşkta Vedûd ismi ve ehl-i tefekkürde Hakîm ismi daha ziyâde hâkimdir.
