İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 325 / 765
325

cilveleri ve kudretinin tasarrufâtında başka başka, fakat birbirini ihsâs eder ünvânları var. Ve sıfatlarının tecelliyâtında başka başka, fakat birbirini gösterir mukaddes zuhûratı var. Ve ef'âlinin cilvelerinde çeşit çeşit, fakat birbirini ikmal eder hikmetli tasarrufâtı var. Ve rengârenk san'atında ve mütenevvi' masnûâtında çeşit çeşit, fakat birbirini temâşâ eder haşmetli Rubûbiyât’ı vardır. Bununla beraber kâinâtın herbir âleminde, herbir tâifesinde, Esmâ-i Hüsnâ’dan bir ismin ünvânı tecellî eder. O isim o dâirede hâkimdir. Başka isimler orada ona tâbidirler; belki onun zımnında bulunurlar. Hem mahlûkatın herbir tabakasında az ve çok, küçük ve büyük, hàs ve âmm herbirisinde hàs bir tecellî, hàs bir Rubûbiyet, hàs bir isimle cilvesi vardır. Yani o isim herşeye muhît ve âmm olduğu hâlde öyle bir kasd ve ehemmiyetle bir şeye teveccüh eder.. güyâ o isim yalnız o şeye hàstır. Hem bununla beraber Hàlık-ı Zülcelâl, herşeye yakın olduğu hâlde, yetmiş bine yakın nurânî perdeleri vardır. Meselâ; sana tecellî eden Hàlık isminin, mahlûkıyetindeki cüz'î mertebesinden tut, tâ bütün kâinâtın Hàlık’ı olan mertebe-i kübrâ ve ünvân-ı a'zama kadar ne kadar perdeler bulunduğunu kıyâs edebilirsin.

Demek bütün kâinâtı arkada bırakmak şartıyla mahlûkıyetin kapısından Hàlık isminin müntehâsına yetişirsin, dâire-i sıfâta yanaşırsın. Mâdem perdelerin birbirine temâşâ eder pencereleri var ve isimler, birbiri içinde görünüyor ve şuûnât, birbirine bakar ve temessülât, birbiri içine girer ve ünvânlar, birbirini ihsâs eder ve zuhûrat, birbirine benzer ve tasarrufât, birbirine yardım edip itmâm eder ve Rubûbiyet’in mütenevvi' terbiyeleri, birbirine imdâd edip muâvenet eder; elbette gerektir ki, Cenâb-ı Hakk’ı bir isim, bir ünvân ile, bir Rubûbiyet’le ve hâkezâ.. tanısa, başka ünvânları, Rubûbiyet’leri, şe'nleri içinde inkâr etmesin. Belki, herbir ismin cilvesinden sâir esmâya intikal etmezse zarar eder. Meselâ: Kadîr ve Hàlık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse gaflet ve tabiat dalâletine düşebilir.

Belki lâzım gelir ki; onun nazarı dâima karşısında هُوَ هُوَ اللّٰهُ okusun, görsün. Onun kulağı herşeyden ﴾ قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ  ﴿ dinlesin, işitsin. Onun lisânı لَٓااِلٰهَاِلَّاهُوَ بَرَابَرْ مِي زَنَدْ عَالَمْ desin, ilân etsin. İşte Kur'ân-ı Mübîn ﴾ اَللّٰهُ لَٓااِلٰهَ اِلَّاهُوَ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى ﴿ fermânıyla, zikrettiğimiz hakikatlere işâret eder.

Eğer o yüksek hakikatleri yakından temâşâ etmek istersen, git fırtınalı bir denizden, zelzeleli bir zeminden sor. “Ne diyorsunuz?” de.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.