İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 244 / 765
244

teşkilinde tasarrufât-ı İlâhiye, ne derece sühûletle cereyan ediyor; öyle de, tahte'z-zemin ve o sert, sağır taşlarda o derece sühûlet ve intizam ile, hattâ damarlara karşı kanın cevelânı gibi muntazam su cedvelleri (Hâşiye) [^1] ve su damarları, kemâl-i hikmetle o taşlarda mukâvemet görmeyerek cereyan ediyor. Hem havada nebâtât ve ağaçların dallarının sühûletle sûret-i intişarı gibi o derece sühûletle köklerin nâzik damarları, yer altındaki taşlarda mümânaat görmeyerek evâmir-i İlâhî ile muntazaman intişar ettiğini Kur'ân işâret ediyor ve geniş bir hakikati, şu âyetle ders veriyor ve o ders ile, o kasâvetli kalblere bu mânâyı veriyor ve remzen diyor:

[^1]:(Hâşiye) Evet, zemin denilen muhteşem ve seyyâr sarayın temel taşı olan taş tabakasının, Fâtır-ı Zülcelâl tarafından tavzif edilen en mühim üç vazifeyi beyân etmek, ancak Kur'ân'a yakışır. İşte birinci vazifesi: Toprağın, kudret-i Rabbâniye ile nebâtâta analık edip yetiştirdiği gibi, kudret-i İlâhiye ile taş dahi toprağa dâyelik edip yetiştiriyor. İkinci vazifesi: Zeminin bedeninde deverân-ı dem hükmünde olan suların muntazam cevelânına hizmetidir. Üçüncü vazife-i fıtriyesi: Çeşmelerin ve ırmakların, uyûn ve enhârın muntazam bir mîzan ile zuhûr ve devamlarına hazinedarlık etmektir. Evet taşlar, bütün kuvvetiyle ve ağızlarının dolusuyla akıttıkları âb-ı hayat sûretinde, delâil-i Vahdâniyet'i, zemin yüzüne yazıp serpiyor.

Ey benî-İsrail ve ey Benî Âdem! Za'f ve acziniz içinde nasıl bir kalb taşıyorsunuz ki, öyle bir Zât’ın evâmirine karşı o kalb, kasâvetle mukâvemet ediyor. Hâlbuki; o koca sert taşların tabaka-i muazzaması, o Zât’ın evâmiri önünde kemâl-i inkıyadla, karanlıkta nâzik vazifelerini mükemmel îfâ ediyorlar. İtâatsizlik göstermiyorlar. Belki o taşlar, toprak üstünde bulunan bütün zevi'l-hayata, âb-ı hayatla beraber sâir medâr-ı hayatlarına öyle bir hazinedarlık ediyor ve öyle bir adâletle taksimata vesiledir ve öyle bir hikmetle tevzîata vâsıta oluyor ki, Hakîm-i Zülcelâl’in dest-i kudretinde balmumu gibi ve belki hava gibi yumuşaktır, mukâvemetsizdir ve azamet-i kudretine karşı secdededir. Zîra, toprak üstünde müşâhede ettiğimiz şu masnûât-ı muntazama ve şu hikmetli ve inâyetli tasarrufât-ı İlâhiye misillû, zemin altında aynen cereyan ediyor. Belki, hikmeten daha acîb ve intizamca daha garîb bir sûrette hikmet ve inâyet-i İlâhiye tecellî ediyor. Bakınız! En sert ve hissiz o koca taşlar, nasıl balmumu gibi evâmir-i tekvîniyeye karşı yumuşaklık gösteriyorlar ve memur-u İlâhî olan o latîf sulara, o nâzik köklere, o ipek gibi damarlara o derece mukâvemetsiz ve kasâvetsizdir. Güyâ bir âşık gibi, o latîf ve güzellerin temâsıyla kalbini parçalıyor, yollarında toprak oluyor!

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.