ile cezbedârâne hâl dili ile ve mezkûr hakikatin şehâdeti ve lisânıyla لَااِلٰهَاِلَّاهُوَ ve ﴾ قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ ﴿ deyip gezer ve fırtınaların ve şimşek ve berk ve gök gürültüsü gibi havayı çarpıştırıcı dalgalar içerisinde, intizamını ve vazifelerini hiç bozmuyor ve şaşırmıyor. Ve bir iş diğer bir işe mâni olmuyor... Ben aynelyakìn müşâhede ettim.
Demek, ya herbir zerre ve herbir parça havada nihâyetsiz bir hikmet ve nihâyetsiz bir ilmi, irâdesi ve nihâyetsiz bir kuvveti, kudreti ve bütün zerrâta hâkim-i mutlak bir hàssaları bulunmak lâzımdır ki, bu işlere medâr olabilsin. Bu ise, zerreler adedince muhâl ve bâtıldır. Hiçbir şeytan dahi bunu hâtıra getiremez. Öyle ise, bu sahife-i havanın hakkalyakìn, aynelyakìn, ilmelyakìn derecesinde bedâhetle Zât-ı Zülcelâl’in hadsiz gayr-ı mütenâhî ilmi ve hikmetle çalıştırdığı kalem-i kudret ve kaderin mütebeddil sahifesi ve bir levh-i mahfûzun âlem-i tağayyürde ve mütebeddil şuûnâtında bir levh-i mahv, isbât nâmında yazar-bozar tahtası hükmündedir.
İşte hava unsurunun yalnız nakl-i asvât vazifesinde mezkûr cilve-i Vahdâniyet’i ve mezkûr acâibi gösterdiği ve dalâletin hadsiz muhâliyetini izhâr ettiği gibi; unsur-u havâînin, sâir ehemmiyetli vazifelerinden biri de elektrik, câzibe, dâfia, ziyâ gibi sâir letâifin naklinde şaşırmadan muntazaman, asvât naklindeki vazifeyi gördüğü aynı zamanda bu vazifeleri dahi gördüğü; aynı zamanında bütün nebâtât ve hayvanata teneffüs ve telkîh gibi hayata lüzumu bulunan levâzımatı kemâl-i intizam ile yetiştiriyor. Emir ve irâde-i İlâhiye’nin bir arşı olduğunu kat'î bir sûrette isbât ediyor ve serseri tesâdüf ve kör kuvvet ve sağır tabiat ve karışık, hedefsiz esbâb ve âciz, câmid, câhil maddeler bu sahife-i havâiyenin kitabetine ve vazifelerine karışması hiçbir cihetle ihtimal ve imkânı bulunmadığını aynelyakìn derecesinde isbât ettiğini kat'î kanâat getirdim. Ve herbir zerre ve her bir parça lisân-ı hâl ile لَااِلٰهَاِلَّاهُوَ ve ﴾ قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌ ﴿ dediklerini bildim ve bu (هُوَ) “Hüve” anahtarı ile havanın maddî cihetindeki bu acâibi gördüğüm gibi, hava unsuru da bir (هُو) “Hû” olarak âlem-i misâl ve âlem-i mânâya bir anahtar oldu.
(Mütebâkisi şimdilik yazdırılmadı. Umuma binler selâm.) ∗∗∗
