İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 155 / 765
155

ve maddiyûnların mesleklerinde değil bir muhâl, belki zerreler adedince muhâller ve imtina'lar ve müşkülâtlar âşikâre görünüyor.

Eğer Sâni'-i Zülcelâl’e verilse, hava bütün zerrâtıyla onun emirber neferi olur. Bir tek zerrenin, muntazam bir tek vazifesi kadar kolayca hadsiz küllî vazifelerini Hàlık’ının izniyle ve kuvvetiyle ve Hàlık’a intisab ve istinâd ile ve Sâni'inin cilve-i kudreti ile bir ânda, şimşek sür'atinde ve (هُو) “Hû” telaffuzu ve havanın temevvücü sühûletinde yapılır. Yani, kalem-i kudretin hadsiz ve hàrika ve muntazam yazılarına bir sahife olur. Ve zerreleri o kalemin uçları ve zerrelerin vazifeleri dahi, kalem-i kaderin noktaları bulunur. Bir tek zerrenin hareketi derecesinde kolay çalışır.

İşte, ben لَااِلٰهَاِلَّاهُوَ ve ﴾ قُلْ هُوَ اللّٰهُ ﴿ deki hareket-i fikriye ile seyahatimde, hava âlemini temâşâ ve o unsurun sahifesini mütâlaa ederken, bu mücmel hakikati tam vâzıh ve mufassal aynelyakìn müşâhede ettim ve (هُو) “Hû” nun lafzında, havasında böyle parlak bir bürhân ve bir lem'a-yı Vâhidiyet bulunduğu gibi, mânâsında ve işâretinde gayet nurânî bir cilve-i Ehadiyet ve çok kuvvetli bir hüccet-i Tevhid ve “(هُو) ‘Hû’ zamîrinin mutlak ve mübhem işâreti, hangi zâta bakıyor?” işâretine bir karîne-i taayyün o hüccette bulunması içindir ki, hem Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, hem ehl-i zikir; makam-ı tevhidde bu kudsî kelimeyi çok tekrar ederler diye ilmelyakìn ile bildim.

Evet, meselâ: Bir nokta beyaz kağıtta, iki-üç nokta konulsa karıştığı ve bir adam, muhtelif çok vazifeleri beraber yapmasıyla şaşıracağı ve bir küçük zîhayata, çok yükler yüklenmesiyle altında ezildiği ve bir lisân ve bir kulak, aynı ânda müteaddid kelimelerin beraber çıkması ve girmesi intizamını bozup karışacağı hâlde, aynelyakìn gördüm ki: (هُوَ) “Hüve” nin anahtarı ile ve pusulasıyla fikren seyahat ettiğim hava unsurunda herbir parçası, hattâ herbir zerresi içine muhtelif binler noktalar, harfler, kelimeler konulduğu veya konulabileceği hâlde, karışmadığını ve intizamını bozmadığını...

Hem ayrı ayrı pek çok vazifeler yaptığı hâlde, hiç şaşırmadan yapıldığını ve o parçaya ve zerreye, pek çok ağır yükler yüklendiği hâlde, hiç za'f göstermeyerek, geri kalmayarak intizam ile taşıdığını..

Hem binler ayrı ayrı kelime, ayrı ayrı tarzda, mânâda o küçücük kulak ve lisânlara kemâl-i intizamla gelip, çıkıp, hiç karışmayarak, bozulmayarak o küçücük kulaklara girip, o gayet incecik lisânlardan çıktığı ve o her zerre ve her parçacık, bu acîb vazifeleri görmekle beraber kemâl-i serbestiyet

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.