İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 129 / 765
129

bir mükâlemedir. Hem saltanat-ı âmme-i Sübhâniye hesabına bir hutbe-i ezeliyedir. Hem rahmet-i vâsia-i muhîta noktasında, bir defter-i iltifatât-ı Rahmâniye’dir. Hem, Ulûhiyet’in azamet-i haşmeti haysiyetiyle, başlarında bazen şifre bulunan bir muhâbere mecmuasıdır. Hem İsm-i A'zam’ın muhîtinden nüzûl ile Arş-ı A'zam’ın bütün muhâtına bakan, teftiş eden hikmet-feşân bir Kitab-ı Mukaddes’tir. İşte bu sırdandır ki; “Kelâmullâh” ünvânı, kemâl-i liyâkatle Kur'ân’a verilmiş.

Amma, sâir Kelimât-ı İlâhiye ise; bir kısmı, hàs bir itibar ile ve cüz'î bir ünvân ve hususî bir ismin cüz'î tecellîsi ile; ve hàs bir Rubûbiyet ile ve mahsûs bir saltanat ile ve hususî bir rahmet ile zâhir olan kelâmdır. Hususiyet ve külliyet cihetinde dereceleri muhteliftir. Ekser ilhâmât bu kısımdandır. Fakat derecâtı çok mütefâvittir. Meselâ; en cüz'îsi ve basiti, hayvanatın ilhâmâtıdır. Sonra avâm-ı nâsın ilhâmâtıdır. Sonra avâm-ı melâikenin ilhâmâtıdır. Sonra evliyâ ilhâmâtıdır. Sonra melâike-i izâm ilhâmâtıdır.

İşte şu sırdandır ki; kalbin telefonuyla vâsıtasız münâcât eden bir velî der: حَدَّثَنِي قَلْبِي عَنْ رَبِّي Yani: “Kalbim benim Rabbimden haber veriyor.” Demiyor: “Rabbü'l-Âlemîn’den haber veriyor.” Hem der: “Kalbim, Rabbimin âyinesidir, arşıdır.” Demiyor: “Rabbü'l-Âlemîn’in arşıdır.” Çünkü; kàbiliyeti mikdarınca ve yetmiş bine yakın hicâbların nisbet-i ref'i derecesinde mazhar-ı hitâb olabilir.

İşte bir pâdişahın saltanat-ı uzmâsı haysiyetiyle çıkan fermânı, âdi bir adamla cüz'î bir mükâlemesinden ne kadar yüksek ve àlî ise ve gökteki güneşin feyzinden istifade, âyinedeki aksinin cilvesinden istifadeden ne derece çok ve fâik ise; Kur'ân-ı Azîmü'ş-Şân dahi o nisbette bütün kelâmların ve hep kitapların fevkındedir. Kur'ân’dan sonra ikinci derecede Kütüb-ü Mukaddese ve Suhuf-u Semâviye’nin, dereceleri nisbetinde tefevvukları vardır. O sırr-ı tefevvuktan hissedardırlar. Eğer bütün cin ve insanın Kur'ân’dan tereşşuh etmeyen bütün güzel sözleri toplansa; yine Kur'ân’ın mertebe-i kudsiyesine yetişip tanzîr edemez.

Eğer Kur'ân’ın İsm-i A'zam’dan ve her ismin a'zamlık mertebesinden geldiğini bir parça fehmetmek istersen Âyetü'l-Kürsî ve âyet-i

﴾ وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ ﴿ ve âyet-i ﴾ قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ ﴿ ve âyet-i

﴿ يُغْشِي الَّيْلَ النَّـهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِه۪ ﴾

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.