İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 121 / 765
121

Sonra o Sâni'-i Zülcelâl’in kendi san'atının latîflerini, hàrikalarını, antikalarını, sergilerle teşhîrgâh-ı enâmda neşrine karşı; مَا شَاءَ اللّٰهُ deyip takdir ederek, “Ne güzel yapılmış!” deyip istihsân ederek, بَارَكَ اللّٰهُ deyip müşâhede etmek, آمَنَّا deyip şehâdet etmek, “Geliniz, bakınız!” hayran olarak حَيَّ عَلَى الْفَلَاحِ deyip herkesi şâhid tutmakla mukàbele ettiler.

Hem o Sultan-ı ezel ve ebed, kâinâtın aktârında kendi Rubûbiyet’inin saltanatını ilânına ve Vahdâniyet’inin izhârına karşı; tevhid ve tasdik edip سَمِعْنَا وَاَطَعْنَا diyerek itâat ve inkıyad ile mukàbele ettiler.

Sonra o Rabbü'l-Âlemîn’in Ulûhiyet’inin izhârına karşı; za'f içinde aczlerini, ihtiyaç içinde fakrlarını ilândan ibaret olan ubûdiyet ile ve ubûdiyetin hülâsası olan “Namaz” ile mukàbele ettiler.

Daha bunlar gibi gûnâ-gûn ubûdiyet vazifeleriyle şu dâr-ı dünya denilen mescid-i kebîrinde farîza-i ömürlerini ve vazife-i hayatlarını edâ edip ahsen-i takvîm sûretini aldılar. Bütün mahlûkat üstünde bir mertebeye çıktılar ki, yümn-i îmân ile emn ü emânet ile mücehhez emin bir halife-i arz oldular. Ve şu meydân-ı tecrübe ve şu destgâh-ı imtihandan sonra onların Rabb-i Kerîm’i onları, îmânlarına mükâfât olarak saâdet-i ebediyeye ve İslâmiyet’lerine ücret olarak Darü's-selâma dâvet ederek öyle bir ikram etti ve eder ki; hiç göz görmemiş ve kulak işitmemiş ve kalb-i beşere hutûr etmemiş derecede parlak bir tarzda rahmetine mazhar etti ve onlara ebediyet ve bekà verdi. Çünkü; ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedâr âşıkı, elbette bâkî kalıp ebede gidecektir. İşte Kur'ân şâkirdlerinin âkıbetleri böyledir. Cenâb-ı Hak bizleri onlardan eylesin, âmîn!

Amma, füccâr ve eşrâr olan diğer gürûh ise; hadd-i bülûğ ile şu âlem sarayına girdikleri vakit, bütün vahdâniyetin delillerine karşı küfür ile mukàbele edip ve bütün ni'metlere karşı küfran ile mukàbele ederek ve bütün mevcûdâtı kıymetsizlikle kâfirâne bir ittiham ile tahkîr ettiler ve bütün Esmâ-i İlâhiye’nin tecelliyâtına karşı red ve inkâr ile mukàbele ettiklerinden, az bir vakitte, nihâyetsiz bir cinayet işlediler; nihâyetsiz bir azâba müstehak oldular. Evet, insana sermâye-i ömür ve cihâzât-ı insaniye, mezkûr vezâif için verilmiştir.

Ey sersem nefsim ve ey pür-heves arkadaşım! Âyâ, zannediyor musunuz ki; vazife-i hayatınız, yalnız terbiye-i medeniye ile güzelce muhâfaza-i

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.