İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 118 / 765
118

Hem, öyle bir Cevvâd-ı Melik’e lâyık ve öyle mutî' ahâliye şâyeste ve öyle edebli misâfirlere münâsib ve öyle yüksek bir kasra şâyân bir sûrette ikram etti; dâimî onları saâdetlendirdi.

İkinci gürûh ise; akılları bozulmuş, kalbleri sönmüş olduklarından, saraya girdikleri vakit nefislerine mağlûb olup, lezzetli taamlardan başka hiçbir şeye iltifat etmediler. Bütün o mehâsinden gözlerini kapadılar ve o Üstad’ın irşadâtından ve şâkirdlerinin îkazâtından kulaklarını tıkadılar. Hayvan gibi yiyerek uykuya daldılar. İçilmeyen, fakat bazı şeyler için ihzar edilen iksîrlerden içtiler. Sarhoş olup öyle bağırdılar, karıştırdılar; seyirci misâfirleri çok rahatsız ettiler. Sâni'-i Zîşan’ın düsturlarına karşı edebsizlikte bulundular. Saray sâhibinin askerleri de onları tutup, öyle edebsizlere lâyık bir hapse attılar.

Ey benimle bu hikâyeyi dinleyen arkadaş! Elbette anladın ki; o Hâkim-i Zîşan bu kasrı, şu mezkûr maksadlar için bina etmiştir. Şu maksadların husûlü ise, iki şeye mütevakkıftır:

Birisi: Şu gördüğümüz ve nutkunu işittiğimiz Üstad’ın vücûdudur. Çünkü; O bulunmazsa, bütün maksadlar beyhûde olur. Çünkü; anlaşılmaz bir kitab muallimsiz olsa, mânâsız bir kağıttan ibaret kalır.

İkincisi: Ahâli, o Üstad’ın sözünü kabûl edip dinlemesidir. Demek, vücûd-u Üstad, vücûd-u kasrın dâîsidir ve ahâlinin istimâ'ı, kasrın bekàsına sebebdir. Öyle ise, denilebilir ki; eğer şu Üstad olmasaydı, o Melik-i Zîşan, şu kasrı bina etmezdi. Hem yine denilebilir ki; o Üstad’ın ta'limâtını, ahâli dinlemedikleri vakit, elbette o kasır, tebdil ve tahvîl edilecek.

Ey arkadaş! Hikâye burada bitti. Eğer şu temsîlin sırrını anladınsa bak, hakikatin yüzünü de gör:

İşte o saray, şu âlemdir ki; tavanı tebessüm eden yıldızlarla tenvir edilmiş gökyüzüdür. Tabanı ise, şarktan garba, gûnâ-gûn çiçeklerle süslendirilmiş yeryüzüdür. O Melik ise; Ezel, Ebed Sultan’ı olan bir Zât-ı Mukaddes’tir ki; yedi kat semâvât ve arz ve içlerinde olan herşey, kendilerine mahsûs lisânlarla o Zât’ı takdis edip tesbih ediyorlar. Hem öyle bir Melik-i Kadîr ki; semâvât ve arzı altı günde yaratarak Arş-ı Rubûbiyet’inde durup gece ve gündüzü, siyah ve beyaz iki hat gibi birbiri arkası sıra döndürüp, kâinât sahifesinde âyâtını yazan ve Güneş, Ay, yıldızlar emrine musahhar zîhaşmet ve zîkudret sâhibidir. O sarayın menzilleri ise, şu onsekiz bin âlemdir ki, herbirisi kendine lâyık bir tarz ile tezyîn ve tanzim edilmiştir. İşte o sarayda gördüğün sanâyi-i garîbe ise, şu âlemde görünen kudret-i İlâhiye’nin mu'cizeleridir. Ve o sarayda gördüğün taamlar

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.