İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 117 / 765
117

Sonra, bir Yâver-i Ekrem’ine, sarayın hikmetlerini ve müştemilâtının mânâlarını bildirerek O’nu, üstad ve ta'rif edici ta'yin etti. Tâ ki, sarayın Sâni'ini, sarayın müştemilâtıyla ahâliye ta'rif etsin ve sarayın nakışlarının rumûzlarını bildirip, içindeki san'atlarının işâretlerini öğretip, derûnundaki manzûm murassa'lar ve mevzûn nukùş nedir ve ne vecihle saray sâhibinin kemâlâtına ve hünerlerine delâlet ettiklerini, o saraya girenlere ta'rif etsin ve girmenin âdâbını ve seyrin merâsimini bildirip, o görünmeyen Sultan’a karşı marziyâtı dâiresinde teşrîfat merâsimini ta'rif etsin. İşte o muarrif Üstad’ın herbir dâirede birer avanesi bulunuyor. Kendisi, en büyük dâirede şâkirdleri içinde durmuş, bütün seyircilere şöyle bir tebliğâtta bulunuyor, diyor ki:

“Ey ahâli! Şu kasrın meliki olan Seyyidimiz, bu şeylerin izhârıyla ve bu sarayı yapmasıyla, kendini size tanıttırmak istiyor. Siz dahi onu tanıyınız ve güzelce tanımağa çalışınız. Hem şu tezyînâtla kendini size sevdirmek istiyor. Siz dahi onun san'atını takdir ve işlerini istihsân ile kendinizi ona sevdiriniz. Hem, bu gördüğünüz ihsânat ile, size muhabbetini gösteriyor. Siz dahi, itâat ile ona muhabbet ediniz. Hem, şu görünen in'âm ve ikramlar ile size şefkatini ve merhametini gösteriyor. Siz dahi şükür ile ona hürmet ediniz. Hem, şu kemâlâtının âsârıyla manevî cemâlini size göstermek istiyor. Siz dahi, onu görmeğe ve teveccühünü kazanmağa iştiyakınızı gösteriniz. Hem, bütün şu gördüğünüz masnûât ve müzeyyenât üstünde birer mahsûs sikke, birer hususî hâtem, birer taklid edilmez tuğrâ koymakla, herşey kendisine hàs olduğunu ve kendi eser-i desti olduğunu ve kendisi tek ve yektâ, istiklâl ve infirad sâhibi olduğunu size göstermek istiyor. Siz dahi onu, tek ve yektâ ve misilsiz, nazîrsiz, bî-hemtâ tanıyınız ve kabûl ediniz.” Daha bunun gibi, ona ve o makama münâsib sözleri seyircilere söyledi. Sonra, giren ahâli iki gürûha ayrıldılar:

Birinci gürûhu; kendini tanımış ve aklı başında ve kalbi yerinde oldukları için, o sarayın içindeki acâiblere baktıkları zaman dediler: “Bunda büyük bir iş var.” Hem anladılar ki; beyhûde değil, âdi bir oyuncak değil. Onun için merak ettiler. “Acaba tılsımı nedir, içinde ne var?” deyip düşünürken, birden o muarrif Üstad’ın beyân ettiği nutkunu işittiler, anladılar ki; bütün esrârın anahtarları O’ndadır; O’na müteveccihen gittiler ve dediler: “Esselâmü aleyke yâ eyyühe'l-Üstad! Hakkan, şöyle bir muhteşem sarayın, senin gibi sâdık ve müdakkik bir muarrifi lâzımdır. Seyyidimiz sana ne bildirmişse lütfen bize bildiriniz.” Üstad ise, evvel zikri geçen nutukları onlara dedi. Bunlar güzelce dinlediler, iyice kabûl edip tam istifade ettiler. Pâdişah’ın marziyâtı dâiresinde amel ettiler. Onların şu edebli muâmele ve vaziyetleri o Pâdişah’ın hoşuna geldiğinden onları hàs ve yüksek ve tavsif edilmez diğer bir saraya dâvet etti, ihsân etti.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.