İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 10 / 765
10

yine Rahmet’tir. Ve bir ağacın bütün hey'etiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinâtı insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muâvenetine koşturan, bilbedâhe Rahmet’tir. Ve bu hadsiz fezâyı ve boş ve hàlî âlemi dolduran, nurlandıran ve şenlendiren, bilmüşâhede Rahmet’tir. Ve bu fânî insanı ebede namzed eden ve ezelî ve ebedî bir Zât’a muhâtab ve dost yapan, bilbedâhe Rahmet’tir.

Ey insan! Mâdem Rahmet böyle kuvvetli ve câzibedâr ve sevimli ve mededkâr bir hakikat-i mahbûbedir; “ بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ ” de, o hakikate yapış ve vahşet-i mutlakadan ve hadsiz ihtiyacâtın elemlerinden kurtul. Ve O Sultan-ı Ezel ve Ebed’in tahtına yanaş ve o Rahmet’in şefkatiyle, şefâatiyle ve şuââtıyla o Sultan’a muhâtab ve halîl ve dost ol!

Evet, kâinâtın envâ'ını hikmet dâiresinde insanın etrafında toplayıp bütün hâcâtına kemâl-i intizam ve inâyet ile koşturmak, bilbedâhe iki hâletten birisidir. Ya kâinâtın herbir nev'i kendi kendine insanı tanıyor. Ona itâat ediyor, muâvenetine koşuyor. Bu ise yüz derece akıldan uzak olduğu gibi, çok muhâlâtı intac ediyor. İnsan gibi bir âciz-i mutlakta, en kuvvetli bir sultan-ı mutlakın kudreti bulunmak lâzım geliyor. Veyâhut, bu kâinâtın perdesi arkasında bir Kadîr-i Mutlak’ın ilmi ile bu muâvenet oluyor. Demek kâinâtın envâ'ı, insanı tanıyor değil; belki insanı bilen ve tanıyan, merhamet eden bir Zât’ın tanımasının ve bilmesinin delilleridir.

Ey insan! Aklını başına al. Hiç mümkün müdür ki; bütün envâ'-ı mahlûkatı sana müteveccihen muâvenet ellerini uzattıran ve senin hâcetlerine “Lebbeyk!” dedirten Zât-ı Zülcelâl; seni bilmesin, tanımasın, görmesin? Mâdem seni biliyor, rahmetiyle bildiğini bildiriyor. Sen de O’nu bil, hürmetle bildiğini bildir ve kat'iyyen anla ki; senin gibi zaîf-i mutlak, âciz-i mutlak, fakir-i mutlak, fânî, küçük bir mahlûka koca kâinâtı musahhar etmek ve onun imdâdına göndermek; elbette hikmet ve inâyet ve ilim ve kudreti tazammun eden hakikat-i Rahmet’tir. Elbette böyle bir Rahmet, senden küllî ve hàlis bir şükür ve ciddi ve sâfî bir hürmet ister. İşte o hàlis şükrün ve o sâfî hürmetin tercümânı ve ünvânı olan بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ i de. O Rahmet’in vusûlüne vesile ve o Rahmân’ın dergâhında şefâatçi yap.

Evet, Rahmet’in vücûdu ve tahakkuku, güneş kadar zâhirdir. Çünkü, nasıl merkezî bir nakış, her taraftan gelen atkı ve iplerin intizamından ve vaziyetlerinden hâsıl oluyor. Öyle de: Bu kâinâtın dâire-i kübrâsında binbir ism-i İlâhî’nin cilvesinden uzanan nurânî atkılar, kâinât sîmâsında öyle

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.